Sevgili Bert van Manen’in bu yazısının çevirisi birkaç gün önce yitirdiğimiz çok sevgili Naci Güçhan’ın ruhuna gitsin. Aslında beni yaklaşık bir sene evvel aradığında Manen’in “Blomdahl Çağı” kitabının dilimize çevrilmesi için bazı girişimlerde bulunduğunu anlattı. Ben de tevafuk, o yazıları bir süredir çok çevirmek istediğimden söz ettim Hoca’ya. Sonra hemen sevgili Mehmet Varlık’ı aradı, o da Manen’le iletişime geçti… Derken o günden beri, Manen’in özellikle gençlerin ve tüm bilardocuların mental sportif gelişimine çok faydası olan bu yazılarının dilimizde okunabilmesi için çalışıyorum. Bu yazı, bilardoda duruş, tutuş, vuruş gibi teknik konular üzerine yine zihinleri kışkırtıcı bir biçimde kafa yoruyor ve tekstildeki “tek beden” teriminden yola çıkarak hiçbir bilardocunun tek bedene sığamayacağının altını çiziyor. Umarım Hadise tınılı başlık ve bu başka sporlara da dokunan yazı ilginizi çeker. Çeviriye, sağ olsun, Semih Saygıner duruş tutuşuyla ilgili özel bir not da ekledi. 75. Dünya Şampiyonası’nda her biri çok sevgili Tayfun Taşdemir, Tolgahan Kiraz, Ömer Karakurt ve Berkay Karakurt’a canıgönülden başarılar dilerim.
 |
Semih Saygıner, 1982. 1964 doğumlu Saygıner bir keresinde, ilk duruş-tutuşunu geliştirdiği zamanlarda, 1976'da ülkemize gelen Belçikalı Ludo Dielis'in (1945-) gazetelerden birinde gördüğü fotoğrafını hatırlayan fotoğrafik belleğinin kendisine yön verdiğini söylemişti.—R.Ö
|
 |
Belçika'nın iki büyük bilardo efsanesi Ludo Dielis ve Raymond Ceulemans |
Bilardocu tek beden
giyer mi?
Birkaç yıl evvel Belçika Ligi’nde ikisi de Freddy adında iki bilardocunun
maçını izliyordum. Evet, adları aynıydı ama tıpkı Laurel & Hardy’nin ikizleri
gibiydiler. Büyük Freddy 1,93’tü ve hayli kiloluydu: Dağ gibi adam yani. Küçük
Freddy ise topuklar dahil 1,60’tı. Yemekle arası nasıl mı? “Az yiyen olur veli”
cinsinden bir âdem işte. Her ikisi de iyi, deneyimli oyuncular: 0,750-0,900
arasında bir yerlerdeler. Merak bu ya, maç bitince gidip ikisinin de ıstakasına
bir bakayım dedim. Ne desem beğenirsiniz? İkisi de aynı boy, aynı ağırlıkta.
Bir bakıma tuhaf bir şey değil mi bu? Yüzden fazla kot bedeni üretilir,
fakat ıstakaya gelince “herkese tek beden”! O ıstakaya uyum
sağlamak, onunla topları nasıl zaptedeceğini öğrenmek oyuncuların marifetine
kalıyor. Şayet ortalama bir boyun cismin varsa ne âlâ. Fakat örneğin, bizim Freddylerden
bunu istemek haksızlık. Rahat (ve düzgün) bir vuruş yapıp hassas bir isabet
sağlayabilmeleri için ıstaka tutuş ve duruşlarına ince ayar çekmeleri şart. Diz
ve dirseklerin bükülme derecesi, sırtın kavisi ve hatta kafanın duruşu. Nitekim
iki bilardocu bile aynı atış karşısında aynı pozisyonda durmaz. Ama mesele
atışı sayıya çevirmekse çoğu oyuncu bunun üstesinden gelir. Bazıları az yürünse
de Roma’ya çıkan yollar çoktur.
Bir bilardo
atışının icrasında çok az hatadan ucuza kurtulabilirsiniz. Başınızı oynatıyor,
köprü elinizi kaldırıyor, ıstakayı sağa sola sallıyor musunuz? Bunlar oyununuzu
berbat eder, ilerlemenize ket vurur. Ya kurallara boyun eğersiniz ya da
bedelini ödersiniz! Ancak açıkça söyleyeyim, bir atışa hazırlanırken farklı vücutlar
farklı şeyler yapmaya mecburdur. Evet, kurallar var, tamam. Fakat sıklıkla ve
itinayla çiğnenirler kendileri.
Bir Belçikalı oyuncu var, duruşu o kadar
dik ki atış esnasında kafası, ortalamanın 10-15 santim üzerine çıkar. Garip,
yapay ve rahatsız gözükür. Acaba bilardoya başlarken düzgün bir hoca bulma
şansına nail olamamış mı dersiniz? Kurt Ceulemans’tan bahsediyorum, kimin oğlu
olduğunu elbette biliyorsunuz, Raymond Ceulemans’ın. 1,3 genel ortalamaya sahip
korkulu bir rakiptir kendileri. (Efsane’nin oğlu Kurt Ceulemans’ın kendisine
özgü duruşu için: https://www.youtube.com/watch?v=OLBHa2czCYI&t=262s)
Bir de göğe merdiven dayamış Hollandalımıza
bakalım. (Onun ıstakası da normal ebatlarda bu arada!) Atışlarda yeterince
eğilme sorunu var bu adamın. Dizlerini bükmekten hoşlanmadığı aşikâr, bu yüzden
bacaklarını açıyor. Öyle böyle değil. Leylek gibi! İnanın bana, biraz daha
açılsalar aralarında saat farkı oluşacak! Hadi canım, böyle atış mı yapılır yav,
demeyin. Yapıyor, onun adı Dave van Geel, hem de 1,2 genel ortalamasıyla
tertemiz bir 3 bantçı. (Daha birkaç gün önce özel bir turnuvada kürsüde
gördüğümüz Sevgili Furkan Şenel’in kulakları çınlamış mıdır?—R.Ö)
Bir de Amerikan bir
oyuncu var, onun için de şimdiye dek gördüğüm “ıstakayı en tasarruflu kullanan”
oyuncu diyebilirim. İster avanta (ticky)
atsın ister beş bant, sağ eli ıstaka gövdesinin ortasındadır. “Ziyan bir
teknik, bu tutuşla kaliteli vuruşu rüyasında görür!” mü dediniz? Kendisi 2005
ABD Şampiyonu Sonny Cho, 1 ortalamanın epey üstündedir ve oyunu hem kudretli
hem de hoştur. (Sonny Cho’nun tutuşuna göz atmak için: https://www.youtube.com/watch?v=C8_wsHUy1Nk)
Temkinli olmak
adına şu anekdotu da aktarayım. Yetenekli fakat eksantrik John van der Stappen bir
lig maçındaydı, o gün uzatma parçasına başvurmak durumunda kaldı, o parçayla üst
üste üç atış sayı yaptı. “Bu iyi geldi,” dedi maçtan sonra. Birkaç hafta sonra
kendisine özel, 160 santimlik özel bir ıstakayla çıkageldi. Tüm sezon o özel
ıstakayla oynadı. 140 santimlik ıstakasıyla genel ortalaması 1,1’di, 160’lıkla
kaç oldu dersiniz? Yine 1,1! Güney Amerika’daki Surinam’ın başkenti
Paramaribo’nun en iyi oyuncusu şu an.
Esrarengiz yetenek
Filipos “Nefis Titreşimler” Kasidokostas’tan söz etmedim bile. 2009 Dünya ve
2012 Avrupa Şampiyonu. O yaptığı şeyleri nasıl yapıyor, hiçbir zaman almayacak zavallı
aklım.
(Kasidokostas’un
başka bir "akıl almazlığı" için: https://hunkarbegenmedi.blogspot.com/search?q=kasidokostas)
Yine de şeytan
dürtüyor, şu soruyu sor, diyor: “Eyvallah, bu oyuncular kendilerine has
stilleriyle oyunlarını olabilecek en iyi yere götürdüler, ancak daha düzgün bir
duruş ve daha geleneksel ıstaka tutuşuyla daha da güçlü olabilirler miydi?” Bakın,
bu doğru bir önerme midir, emin değilim. Şuna ikna değilim ki kitabi bir duruş
olsun, kopyalanıp çoğaltılsın da öğretilsin. Sanırım, duruş ve vuruş tekniği
meselesi şahsi bir hadise, nihayetinde literatürün dediği değil vücudun ve
beynin dediği oluyor.
Belki Kurt, Dave ve
Sonny’den daha az derecededir, fakat çoğu oyuncu bir şekilde normlardan sapar,
ya böyle icap etmektedir, bu oyunu bedenlerinin şekil ve işlevlerine
uydurmaları lazımdır, ya da bireysel yeteneklerini sonuna kadar kullanmaları
gerektiğinden. Hatta güçlerinin bir kısmı bu kural ihlallerine “rağmen” değil,
tam da bu sapmaları “sayesindedir.”
Elbette kimseye
ıstakasını Sonny Cho gibi tutmasını veya Kurt Ceulemans gibi durmasını tavsiye
etmem. Ve, bana sorarlarsa şayet, asla bu iki oyuncuya da “Farklılıklarınızı düzleyin,”
demem. Öğrencilerime gelince; onlara iyi gelen duruş neyse onu bulmalarını
söylerim, benimkini kopyalamalarını değil. Çocuklara öğretmek… O farklı bir
olay: Onlara yerleşik temelleri verirsiniz. Ayaklar buraya, eller şuraya, baş
düzgün! Yarın müzik yapmaları için onlara en iyi şansı verecek temel: DO-RE-Mi.
Sonra kendi tarzlarını kendileri geliştirirlerse (nitekim çoğu beceriyor)
problem yok. Yok, bir yetişkinsiniz ve bu oyunu senelerce oynadınız ve bir
sebepten bazı ayarlamalar yapmak zorunda hissediyorsunuz: Bunları ufak ufak ve
zamana yayarak yapın. Aman katı olmayın: yoksa içinizdeki (sezgisel) hesap
makinesi buna ayak uyduramaz. Aksi takdirde şüphe zehri damarlarınıza ve
beyninize yıllarca musallat olur. Ne yazık ki buna şahit oldum, bedbaht bir
şeydir bu.
Teknik noksanlar ne
kadar zararlıdır? Veya şöyle soralım: Kusursuzdan aşağı bir teknikle oyununuzu
ne kadar yukarı çekebilirsiniz? Belli mi olur, belki Semih Saygıner olursunuz
(ki ıstaka tutuşu bariz bir şekilde “çarpık”tı) yahut da Marco Zanetti (onun da
sağ eli hiçbir antrenörün zinhar önermeyeceği biçimde yatıktır). Bu oyunun en
efsanevi vuruşu Saygıner de, bilardoya damgasını vurmuş Zanetti de bireyci,
türünün tek örneği ve normlardan sapan sporculardır. İşin gerçeği, tıpkı bizim
gibi. Aslında bunun bize söylediği şey şu: Oyununuzda bir kusur olsa bile sınırınız
ancak gök kubbedir. Steffi Graf hayat kurtaracak bir teknikten yoksundu:
raketinin tersiyle üst falso veremezdi, ama ne gam, parlak bir kariyeri oldu
Alman tenisçinin. Büyük İspanyol golfçü Seve Ballesteros bütün başlangıç
atışlarında rakiplerine yaklaşık 30 metre verirdi fakat neticede hepsini
sollayan o olurdu.
 |
Bu fotoğrafta görüldüğü gibi tutuşu "kitabi" değil, kendisine özgü. Istaka, vücudundan açık. Manen'in de vurgulayarak belirttiği gibi bilardo literatürüne armağan ettiği mucit sayılarını hep bu "çarpık" tutuşla yapmıştır. 7 yıllık aranın ardından bilardo müsabakalarına döndükten sonra ıstakasını gövdesine gitgide yaklaştırmıştır.—R.Ö |
Hâlâ bir oyuncuya
öykünmekte ısrar ediyorsunuz, ve Semih veya Marco bile dört dörtlük, kitabi bir
örnek teşkil etmiyorlar, e ne olacak, rol model kim alınacak? Benim önerim (şimdilerde
PBA’ya transfer olan) Sung Won Choi olur. Zanetti bu sporun bütün
departmanlarında onun önünde ve Choi, hiçbir zaman Saygıner gibi ağızları bir
karış açıkta bırakacak atışlar yapmayacak. Tamam, ama duruş, tutuş, vuruş
diyorsanız mükemmelliğe bela şekilde yakın olan o.
 |
Güney Koreli Usta Sung Won Choi |
Bir Choi değil
misiniz? Steffi’yi, Semih’i ve Seve’yi unutmayın. Kusurlu iyidir. Kusurlu iş
yapar!Bert van Manen
Çeviri: Rifat Özçöllü
Yazının İngilizce orijinali için: https://www.carom.gr/reblog/one-size-fits-all/