
Blois Masters'tan Bir Bilardo Ziyafeti, Aralık 2025
23 Ocak 2026 Cuma
İki Yarım Her Zaman Bir Etmez!
13 Aralık 2025 Cumartesi
Berkay Karakurt Dünya Kupası’nda ‘Şampiyonlar Kulübü’nde!
![]() |
| Berkay Karakurt Dünya Kupası 'Şampiyonlar Kulübü'nde |
Berkay Karakurt bilardo evreninin ‘madalya kulübü’ne üst katlardan hızlı bir giriş yapmıştı. 2023’te Ferdî Avrupa Şampiyonası salonundan gümüş madalyayla çıkarken, podyumun en tepesinde bıraktığı İtalyan bilardo devi Marco Zanetti’nin soğuk terleri henüz kurumamıştı. Maç skoru 50-46’ydı. Bu sene ise Milli Takımlar Dünya Şampiyonası’nda Berkay genç yaşında Milli Takım’ın başrolünü üstlendi ve Ufuk Kapusız’la birlikte ülkemize bronz madalya getirdiler. Ama Milli Takımlarda 7 kez Dünya Şampiyonluğu bulunan Türkiye’nin 2025’teki ‘beklenen’ başarısı için Tayfun Taşdemir’in yine bir el atması gerekecekti. Nitekim Tayfun Taşdemir ve Berkay Karakurt’tan oluşan Milli Takım, Avrupa Şampiyonası finalinde Yunanistan’ı mağlup ederek Türkiye’ye 3. Avrupa Şampiyonluğunu getirdi.
Vee bugün: Berkay, Dünya Kupası etaplarında birçok kez
çeyrek finale kalmış ama bir türlü yarı finale çıkamamıştı. 2025’in son etabı Sharm
El Sheikh’te (Mısır) çeyrek finalde karşısında yine Zanetti vardı. Fakat son 16
turundaki 50-47’lik Caudron galibiyetinin yorgunu Zanetti, son 16’da Ruben
Legazpi’yi 50-24’le rahat geçen Berkay karşısında tutunamadı. Ve bu kez skor
Berkay lehine 50-29’du. Ve Berkay nihayet ferdî Dünya Kupası’nda ilk madalyasını
garantilemiş oldu. Dilerim, Berkay yarın Dünya Kupası’nda ilk kez çıkacağı “pazar”ından
altınla döner!
![]() |
| Berkay Karakurt Dünya Kupası’nda ‘Şampiyonlar Kulübü’nde! Arkasındaki (artık) ezelî rakibi Zanetti |
Yıl Sonu Genel Klasman Şampiyonluğu yani ‘Kızıl Elma’ Savaşları
Bitti mi hayır? Şayet Zanetti bu etabı alabilseydi ömründeki
ilk yıl sonu genel klasman şampiyonluğuna erecekti. Dolayısıyla Zanetti ‘kızıl
elma’sına bir kez daha nail olamadı. Niye ‘kızıl elma’ diyorum çünkü ‘esas’ Dünya
Kupası yıl sonu kaldırılıyor, sezon içinde kazanılanlar etap şampiyonlukları. Hatırlayalım,
1986’dan beri düzenlenen Dünya Kupası’nda bu ünvana erişebilmiş oyuncular çok
az: Blomdahl (11), Jaspers (9), Caudron (5), Sanchez [3+1=4 (1995’te organizasyonel
bir ikilik vardı, UMB’yi Sanchez, BWA’yı Blomdahl almıştı)], Ceulemans (3), Ludo
Dielis (1), Sang Lee (1), Haeng-Jik Kim (1). Tayfun Taşdemir geçen sene olduğu
gibi bu sene de yıl sonu genel klasman şampiyonluğu ümidini son etaba kadar taşımış
oldu. Ta ki birkaç senedir seviyesini hayli yukarılara taşıyan Peter Ceulemans’a
(Raymond Ceulemans’ın torunu) çeyrek finalde mağlup düşene dek. Türkiye bu
prestijli ünvanı hak ediyor, darısı önümüzdeki seneye… Ayrıca anmaya değer ki PBA’da
şampiyon olma başarısını gösterdikten sonra UMB’ye dönen Birol Uymaz bu
turnuvada çeyrek final gördü. Bu da mental ve kassal belleğinde büyük başarı
barındıran oyuncuların o düzeylerini adım adım geri çağırmalarıyla ilgili. Yarın,
Myung-Woo Cho’nun yıl sonu genel klasman şampiyonu olamaması için tek olasılık
var: Jaspers’ın yarın Sharm El Sheikh’teki salondan şampiyon olarak çıkamaması.
![]() |
| Zanetti 'Kızıl Elma'sına yine nail olamadı. |
***
Berkay Karakurt Dünya Kupası’nda ‘Şampiyonlar Kulübü’nde!
Dünkü "Berkay Karakurt Dünya Kupası’nda ‘Madalya Kulübü’nde!" yazıma mecburi ve saadet verici bir ek:
Berkay, yarı finalde Jaspers'ı futbol spikerlerinin sevdiği tabirle, Now yayınında sevgili kaptan Metin Tümer'in de dile getirdiği gibi 'sürklase' etti. Jaspers sondaki ataklarıyla 2 ortalamaya kadar çıkabildi ancak Berkay maç sayısını vurduktan sonra tabeladaki ortalaması 2,941'di! Üstelik bu, Zanetti'den sonra Jaspers'ın da 2025 Genel Klasman Şampiyonluğu ümitlerinin suya düşürülmesi demekti. Böylece 2025 Dünya Kupası Genel Klasman Şampiyonu olan Myung-Woo Cho'ya yüz bin alkış! Dick Jaspers 2025'i ikinci bitirirken, Tayfun Taşdemir ise geçen yılki pozisyonunu koruyarak yine üçüncü sırada yer aldı.
Sameh Sidhom da yarı finalde Peter Ceulemans karşısında pek zorlanmadı 50-30 (23 ıstaka). Ve finalin adı Sidhom-Berkay oldu. Bu Sidhom'un 4. finaliydi. 2022'de Las Vegas'ta Jaspers'a, 2023'te Porto'da Tran'a ve 2024'te Bogota'da yine Tran'a kaybetmişti. Ayrıca Sidhom'un 1 Dünya Şampiyonası ve 2 Dünya Kupası bronzu da var. 'Madalya Kulübü'nün 6 madalyalı üyesi Sidhom'un 'Şampiyonlar Kulübü'ne girmesi yine başka bahara kaldı. Çünkü Berkay maç başları ve sonlarındaki odaklı paternini tekrarladı ve Dünya Kupası finalinin son diliminde 'pek' durmayı başardı: 50-46 (32 ıstaka).
Berkay Karakurt üst düzey sporcular gibi öğrenmeye, gelişime, olgunlaşmaya doymuyor çünkü bunun 'sonsuz' bir süreç olduğunun farkında. Yetkin tekniğine rağmen onun esas alametifarikası bu mental farkta. Evet, Berkay bilardocu bir aileden geliyor ve sponsoru var. Ancak benzer profilde başka oyuncular da var ve bu düzeyle aralarındaki fark kapanamıyor. Onun karşılaştığı engellerin onda birinde pek çok bilardocu ıstakayı inançla kavramaktan vazgeçiveriyor. Oysa o sabırlı ve engelleri engel olarak görmüyor. Merhum Demirel'in "Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz!" sözü geldi aklıma. Bu sözü bağlamından ayıklayıp spor hayatınıza transfer etmek 'mesele'si size kalmış. Zaten Berkay'ın aklı da yıllardır bunu yapıyor: sinema, edebiyat, psikoloji fark etmez hedefine, yoluna uygun ne söz varsa alıp filtreleyip bunları kendi bünyesine monte ediyor. Ve o bünyeyi pekiştirip büyütüyor. Spor bir sporcunun total mental bünyesinden bağımsız değil. Diğer dişlilerle hareket eden, etkileşen en büyük dişlisi. İşte 'total mental bünye' dediğim de biraz bu.
'Sessiz Göz' (Quiet Eye) Kavramı ve Bilardo
Bu hedefe adanma hâliyle, insan kinetiği çalışmalarıyla bilinen Prof. Joan Vickers'ın "sessiz göz" (quiet eye) terimi arasında bir bağlantı kurulabilir. Bu kavramı yine Kerem Taşkeser hatırlatmıştı birkaç hafta önce grubunda. Bunu Anadolu tasavvufundaki "kalp gözü"nden farklı alın. Daha bilişsel (kognitif) bir süreç. Michael Jordan'ın gözlerini kapatarak serbest atış yaptığı anı hatırlayın. "Hey Mutombo, this one's for you!" ("Şşşt! Mutombo! Bu sana gelsin!") Jordan gözlerini kapatmadan önce çemberde bir nokta belirleyip onu zihnindeki 'sessiz göz'ünde sabitlemişti. Jordan'ın müthiş blokçu Mutombo'ya nazire anı😊, bu tarz keskinlik (precision) gerektiren sporlarda görme algısının bilişsel süreçle birlikte işlediğini gösteren bir kanıt niteliğinde. Nitekim bilardoda görsel algı alanımızın içinde ya ıstaka topumuz vardır ya da 2. toptaki kalınlık hedefimiz. Örneğin, Jaspers tek bant atışlarının limajları esnasında, ıstaka ucunun topuyla buluşacağı noktayı belirledikten sonra sadece 2. topa bakar. Veya tam tersi, falsosuz brikollerde karşı banttaki noktayı zihnimizde sabitledikten sonra bir milim bile olsa falso vermemek için kendi topumuzdan gözümüzü ayırmayız. Ama bilardoda esas hedef, 3. topa ulaşmak için elde etmemiz gereken varış hattıdır. Masadayken bu hat, çoğu zaman görüş alanımızın dışındadır, hele yatarak yaptığımız atışlarda arkamızda kalan 3. topları düşünün. İşte bu boşluklar beynimizdeki masa tasavvurunda (imgesinde) tamamlanır. Hiç hesap kullanmadan çok isabetli brikol atan oyuncular biliyorum, işte bu onların 'sessiz göz'lerinin gelişkinliğiyle alakalı. Veee: Bu teknik-bilişsel 'mesele'yi psikolojiye transfer edince ne görürüz? Berkay gibi oyuncular hâlihazırda ellerinde olmayan ama istikbaldeki ideallerinde gördükleri noktaya kilitlenirler. Ve sabırla o hedef nokta ete kemiğe bürünür, podyumun tepesindeyken kulaklarında yankılanan alkışa evrilir. Tebrikler Berkay!
Berkay'la ilgili daha önceki "Berkay Karakurt’tan 1,200 Eşiğine Takılan Bütün Bilardoculara İri Lokma Bir Mesaj!" yazımı hatırlamak isteyenler: https://hunkarbegenmedi.blogspot.com/2023/04/berkay-karakurttan-1200-esigine-taklan.html
22 Eylül 2024 Pazar
Survival'da Tayfun Taşdemir'den Astrolojik Çeyrek Final!
| Taşdemir'in Astrolojik Çeyrek Finalindeki Büyük Rakipleri |
Survival 2024 Seul'de başladı! (İlki 2018'deydi.) Survival'ın sayı sayma formatı ve atmosferi vadettikleri adrenali gerçekten sağlıyor. Korkmayın, brikollere 2 yazmıyorlar.😊Formül şu: 4 kişi oynuyor. Atana 3, yiyene -1! Tolgahan Kiraz ve Taşdemir sabah aynı masadaydı ve ilk raundu beraberce geçtiler. Tolgahan 2'inciliğini, genel mizacının aksine maça dinamik ve sinirlerini sağlam tutarak başlamasına borçlu. Darbeli acem ve pikesi lokumdu, özet videoda var, link aşağıda. Yeni sakal modeliyle boy gösteren TT ise çoğunlukla yaptığı gibi kondisyonunu genele yaydı ve 4'lü ring dövüşünden 1. çıktı.😊 Evet, sanırım bu formatta, kilit kelime "kondisyon". Dikkat, performans kondisyonunu genele olabildiğince homojen yaymak! Sevgili Berkay Karakurt'a da başarılar!
https://vod.afreecatv.com/player/133994865
![]() |
| Tolgahan Kiraz ve Tayfun Taşdemir ilk turu beraberce geçtiler |
| Survival 2024'ün galibi Myung Woo Cho |
- Myung Woo Cho 85 (average 1.941, $40,000)
- Eddy Merckx 69 (1,705, $25,000)
- Tayfun Tasdemir 61 (1,588, $15,000)
- Glenn Hofman 25 (1,058. $10,000).
14 Temmuz 2024 Pazar
Porto Kapışması: Bilardoda Zoru Kolay ve Zor Gösterenler
![]() |
| Dünya Kupası 30. Kez Dick Jaspers'ın Ellerinde |
Aslında 1990’lardaki bilardo devrimi de masadaki
cenderelerden çıkma arayışlarından doğmuştu. Modern bilardonun kurucusu olarak
görülen Blomdahl, 1990’lar ve 2000’lerde, karambol tekniğine sıkışmış bilardoya
yeni bulvarlar açmıştı. İlk defa karambolden gelmeyen, Amerikan (pool) temelli
bir oyuncu öne çıkmıştı. Havuzlardaki, triplelerdeki kalınlık yordamı Ceulemans’tan
farklıydı. Ters bant kullanımları ilham verici olmanın ötesinde bilardo
repertuarının önemli parçalarından biri haline gelmişti. Ekstra çözümler
denemekte pervasızdı. Tuşlardan farklı kaçabiliyordu. Kritik anlardan tek bant
brikollerle (düz veya ters avantalar), şemsiyelerle yüksek yüzdeyle
çıkılabiliyordu artık. Masada klasik düz turnike resmi dururken darbeli
kısa-uzun-uzun paternlerini görmeye başlayınca mal bulmuş Mağribî gibi
olmuştuk. Maksimum falso dışında yeni falso noktalarını keşfetmeye başlamıştı oyuncular.
Üst falsonun bazen açı daraltmada bazen uzatmada işlevsel olduğu daha çok anlaşılmaya
başladı. Falsosuz vuruş ve tempo karışımları çok farklı geometrik şekiller sundu
gözümüze. Karambol, oyuncunun daha az eğildiği, topun bantlara, köşelere yakın
tutmaya çalışıldığı daha yavaş tempolu bir oyundu. Caudron da karambol
temelliydi fakat daha çok eğilip oyunu köşe ve kenarlardan ortaya doğru kaydırıyordu.
Murat Tüzül gibilerden gelen yeni sistem önerileri Avrupa’da hesaba katılıyordu.
Semih Saygıner artistik branşından üç banda figür devşirip duruyordu. Ama bunu
maçın en belalı anında yapabiliyordu. Beş bantların hem çift turnike hem düz
hem de kesmeli varyasyonlarında 7-8 bantlık rotalara çıkıyor, çok farklı açılar
armağan ediyordu bize. Ayrıca Saygıner bu oyundan para kazanılabildiğini de
göstererek sporun profesyonelleşmesinde de rol oynamıştı. Yeri gelmişken, o
yıllarda 3 banttaki yeniliklerin Türkiye’de anlaşılmasında, İstanbul’daki dünya
kupası organizasyonlarıyla rahmetli Bora Karatay’ın, yayınları ve çevirileriyle
rahmetli Avni Köksal ve sevgili Suat Boztepe’nin, bu kitaplara aynı zamanda
teknik ressam olarak çizim katkıları veren Yılmaz Özcan’ın ve Bilardo Magazin
dergisiyle merhum Ali Yılmaz’ın önemli payı olduğunu analım. Velhasıl, karottan,
savunmadan hiçbir zaman vazgeçilmedi, vazgeçilmeyecek ancak bu icat-çözümler
süreci öylesine dizginlenemiyordu ki bilardo değişti, oyunun hücum karakteri ve
seri oyunu (position play) kavramı iyice ciddiye bindi. Ceulemans, Dielis, Bitalis,
Kobayashi, Komori Ustalar bayrağı yeni kuşağa devrediyordu…
![]() |
| Genç Blomdahl |
![]() |
| Tayfun Taşdemir yine en iyiler arasında |
Ya Porto’nun şampiyonuna ve bilardonun ana sütunlarından
Jaspers’a gelirsek: Yıllardır, ancak teoride mümkün dediğimiz, kimsenin atmayı akıl
kârı bulmadığı, kılı kırk yaran düz veya kesme tek bantlarda inanılmaz yüzdeler
yakaladı. Maçlarında ek süre haklarını yerinde ve stratejik kullanarak çok
“tuhaf ve gıcık” pozisyonlardan çok leziz ekmekler çıkarıp fark yaratmayı bildi.
Antrenman günlükleri tuttu, profesyonel tavır, disiplin ve istikrarın sembolü
oldu. Bilardoda “normal” insanlar gibi “zoru zor göstermenin”, masa başında taş
işçisi gibi çalışmanın işe yaradığını bize yaklaşık 30 yılda 30 Dünya Kupası kazanıp bir spora damga
vurarak, modern bilardonun en dişli oyuncusu olarak kanıtladı.
Ben toplarla kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan Caudron ve Cho’dan da, avını yakalayabilmek için bütün ormanı katetmekten erinmeyen Jaspers ve Çenet gibi “yırtıcılardan” de zevk alıyorum. Podyuma tırmanma serüvenlerini hayat yolculuğu haline getirmiş Yılmaz Özcan, Turgay Orak, Tolgahan Kiraz, Gülşen Degener, Müjde Karakaşlı gibi hikâyelerden de etkileniyorum. (Bu liste uzar gider.) Bilardo izlerken tüylerinizin diken diken olması için sadece Caudron ve Cho’nun “zoru kolay gösteren” karambolvari yüksek serilerini bekliyorsanız çok şey kaçırıyorsunuz. Veya hazzınızı Taşdemir, Sanchez veya Tran’ın ultra-teknik yüksek serilerine endekslediyseniz yine kendinize haksızlık ediyorsunuz. Size Blomdahl’ın maç içerisindeki “o” ritmini ve Saygıner’in “o” sayısını veya Merckx’in istatistikleri altüst edeceği günleri beklemeyin demiyorum elbette. Ama o tek bantları, ağızları açık bırakan brikolleri atarken Jaspers’ın gözünde, sokakta bilye oynarken kuma ip gibi hatlar çizen çocuğun aşkını görün ve hedefi vurduğunda siz de çığlık atmaktan utanıp sakınmayın. Tebrikler Tayfun, Tebrikler Caudron, Tebrikler Cho ve Tebrikler bilardonun gizli romantiği ve yırtıcı aslanı Jaspers!
![]() |
| Cho'yu mağlup edip 30. şampiyonluğuna ulaşan Jaspers'ın sevinci |
Bu yazı sevgili Levent Özçöllü’yle yaptığımız sohbetlere çok
borçlu. Yılmaz Özcan taslağı okuyup kıymetli katkılar yaptı: Ordinaryusumuzu seviyoruz.
Mehmet Varlık bu yazıya bilimsel bir dokunuş yapmakla kalmadı, bu yazıdan başka
bir yazı doğurdu, sürprizimiz olacak, sabredin. Son olarak Ersan Ercan’ın
motivasyonlarının da değerli olduğunu eklemeliyim.
Rifat Özçöllü
Fotoğraflar: Five&Six, Kozoom, Imsvintagephotos
13 Haziran 2024 Perşembe
Türkiye’nin Dünya Bilardosunda Zirve Misyonu
Bir spor dalında uluslararası bir turnuvada son 32’ye 9 oyuncuyla kalınca, ülke olarak bütün dünyaya “Zirveyi bırakmaya niyetli değiliz” mesajını vermiş oluyorsunuz. Hele, Son Dünya Şampiyonu (Bao), Son Milli Takımlar Dünya Şampiyonu (Q. C. Tran-Bao), Son İki Dünya Kupası Sahibi (Q. C. Tran - D. M. Tran) ünvanları Vietnam’a aitken bu daha da anlamlı. Nedense son zamanlarda, yabancı yorumlarda Avrupa, Türkiye, G. Kore ve Vietnam gibi dörtlü bir rekabet modeli öne çıktı. Oysa Avrupa’yı yekpareymiş gibi görmek bir yere kadar doğru. Avrupa ülkelerinin kendi içlerinde nasıl bir rekabet içinde oldukları unutulmuyor mu? Bu rekabetin ne kadar hıncahınç olduğu birazdan başlayacak Avrupa Futbol Şampiyonası’nda görülecek. Öte yandan yabancı yorumlardaki, Türkiye’yi Avrupa’ya ait olmasına rağmen yine de başlı başına bir ekol gibi görme eğilimi çok yanlış olmamakla birlikte tarihî eksikler de barındırıyor: Çünkü Osmanlı’ya gidersek karambolün bu topraklara girişi ve 1980’ler sonlarına gidersek üç bandın ülkeye girişi Avrupa üzerindendir. Bora Karatay, Semih Saygıner, Avni Köksal, Murat Tüzüller kuşağı Avrupa görgülüdür. Acem, dantel gibi bize has terimlerimiz olsa da birçok terimimiz Fransızca kökenlidir. Özellikle eskiden bilardoya karambolle başlanması âdeti, oyun tekniğimiz, fiziksel yapımız, İngilizcenin Asya’ya göre ülkemizde daha çok biliniyor olması, bilardo seyir atmosferimizin Asyalılar kadar ateşli olmaması bizi genel olarak Avrupa’ya daha çok yaklaştırır. Dahası, Ceulemans, Blomdahl, Caudron, Sanchez gibi Avrupalı oyuncular kendilerini bu Güneydoğu-Doğu Avrupa ülkesine ruhen yakın görüp Türkiye’deki kulüplerin oyuncusu oldular, turnuvalara katıldılar. Diğer yandan bizim oyuncularımız Asya’da da seviliyor. Bunda, Kore Savaşı’nda Türkiye’nin NATO üyesi olarak G. Kore cephesinde savaşması arka planı da söz konusu. Mısır’ın en iyi oyuncusunun bizim efsanemizle adaş olması gibi kültürel yakınlıklar da var elbette. Sonuçta bizim “ne Doğulu ne Batılı, her ikisi de” konumumuzu idrak etmiş olmaları gerçeklikten uzak değil elbette.
Öncelikle 9 oyuncumuza da (Tayfun Taşdemir, Tolgahan Kiraz,
Berkay Karakurt, Turgay Orak, Ömer Karakurt, Gökhan Salman, Muammer Rahmet,
Volkan Çimentepe, Denizcan Akkoca) başarılar diliyorum. Ömer’in formda olması
çok sevindirici. Yeni kuşağın önemli beklentilerinden. Yıllardır didinen
Muammer Rahmet’in bu seviyeye gelmesi, ısrarın ne kadar işe yaradığını
gösteriyor. Volkan Çimentepe sürpriz, bilardoyu sevdiği su götürmez, psikolojik
parametreleri de yönetebilirse neden olmasın? Gökhan Salman bilgi ve
tecrübesine yıllardır yatırım yapıyor, karşılığını alması eli kulağında olsa
gerek. Denizcan Akkoca’nın bu kadar çabuk son 32 görmesi yine kayda değer.
Kendisi aynı zamanda müzisyen, iyi müzik insanın modunu her zaman yukarı çeker.
Berkay özellikle maç başı ve sonlarında yüksek atak ritmi yakalayabiliyor. Avrupa
ikinciliği olan, yurt dışında mücadele etmenin dinamiğine dair sezgilerini gün
geçtikçe kuvvetlendiren bir oyuncu; artık dünyanın radarına takılıp yapışmayı bırakın, şampiyonluk
başarısı sürpriz karşılanmayacak bir genç. Vietnam’da 17 yaşında yarı finale
kalan Burak Haşhaş’ın en önemli özellikleri özgüveni, gözü karalığı ve
rahatlığı. Ve bilardo evrenini ve o evrendeki yerini güzel okuyor. Yaşının farkında,
o yüzden örneğin, masada denemeler yapmaktan, risk almaktan çekinmiyor. En
fazla kaybederim, nasılsa kazanacak çok senelerim olacak rahatlığı ona başarı
getiriyor. Unutmadan söyleyeyim, Burak çok maç izliyor, yeterince maç
izlediğinizden emin misiniz yıllardır 1,3 altına demir atmış oyuncularımız? Bence
bilardo tutkusunun alameti sadece oynamak değil bilardo izlemektir. Turgay Orak
içinse tek cümle etmek istiyorum: Ona hayattaki ve bilardodaki azim ve
mücadelesinden dolayı saygı duyuyorum. Taşdemir ve Kiraz’ı sona bıraktım:
Tayfun Taşdemir: Neredeyse
bilardoya başladığından beri alıştığı rekabet paterni bir seneyi aşkındır yok.
Antrenman partneri de olan Saygıner Usta ve bu rekabet paterninin diğer
direkleri Murat Naci Çoklu, Lütfi Çenet, Adnan Yüksel, Can Çapak gibi oyuncular
PBA’da. İçlerinden sadece Birol Uymaz döndü. (Ayrıca bir tur kazanmış olarak
döndü, özellikle şampiyon olduğu turda artistik atışlarıyla klasik seriler
arasında optimum denge yakalamıştı. Artık bambaşka bilardo atmosferlerinde
oynamanın verdiği bir tecrübeyle UMB’de. O da adaptasyonunu yeniden sağlayıp
kendisini göstermeye devam edecektir...) Taşdemir ve ülkemiz bilardosu
yükselirken yurt dışındaki rekabet ve buradaki çekişmenin karşılıklı olarak birbirini
beslemesi söz konusuydu. Ancak bu rekabet ortamının değişmesinin şöyle başka sonuçları
oldu: Bazıları Avrupa liglerinde de oynayan Berkay Karakurt, Turgay Orak, Ömer
Karakurt, Tolgahan Kiraz, Tarık Yavuz, Furkan Şenel, Burak Haşhaş ve diğer oyuncular
kürsü şansları daha da yükselince motive olup oyunlarını ve kendilerini yukarı
çektiler. Dolayısıyla “evren boşluk kabul etmez” kaidesince Türkiye liginin
kalitesi istatistiksel ve niteliksel olarak düşmemiş oldu. Taşdemir, eski rekabet
paterninde zirveye çıkmak için bilardoya başladığından beri çok çalışmıştı,
2022 sonu ve 2023 başlarında olağanüstü bir ivme yakaladı. Dünya Şampiyonluğu,
Dünya Kupası Etabı ve Milli Takımlar Dünya Şampiyonluğu’nu üst üste kazandı. Bu
herhangi bir spor dalında her sporcuya nasip olmayacak bir başarıdır. Şahsen bu
tarihî spor hadisesinin ne manaya geldiğinin anlatılabilmesi için mütevazı ellerimden
ne geliyorsa yapmaya çalıştım fakat ülkenin, yöneticilerin, medyanın daha
bilinçli ve gayretli olması gerektiği açık. Öyle olsun ki zirveyi gören
oyuncular zirvede kalabilmek, daha büyük zirveleri kovalayabilmek için yeterli motivasyon
ve desteği hissedebilsin. Nitekim Taşdemir’in bu başarısı önündeki mental engel
sayısını ikiye çıkartmış oldu. Hem zirvesine çıktığı dünya arenasında tepede kalmak
hem de Türkiye’de yalnızlaşmış bir öncü figür olmak. Evet, rahatsızlıklarından
dolayı Yılmaz Özcan Ustamızın da olmadığı bir ortamda bir anda herkesin abisi
konumuna geçti. (Yılmaz Özcan kendisinin çok büyük yetenek ve bilardo bilgesi
olduğunu son turnuvada hatırlattı. Ama ne dönüş! Ama nasıl bir keyiftir onu
seyretmek!) Oysa, Taşdemir’in bünyesi arkalarından geldiği bir kuşakla rekabet
etmeye alışmıştı. Belki Çenet ve Çapak ondan yaşça küçüktü ama uzun yıllardır
Milli Takım’da beraber koşturmaya alıştığı oyunculardı. Taşdemir’in önünde yeni
bir patern var, buna daha da adapte olup arkasından gelen kuşağı bu sene
yaptığı gibi yukarı çekmeye devam edeceğine inanıyorum. O tarihî başarının
ardından ertesi sene Dünya Şampiyonası’nda yine yarı final oynayıp, yine Milli
Takım’a kalma başarısını gösterdiğini unutmayalım. (Ve bugün de Ankara’da sabahtan
beri eli sıcak bir TT izliyoruz.) Önümüzdeki sene Milli Takım’ın bu mental
koşulları idrak ederek yeni bir adaptasyon ve uyumla başarılarına devam
edeceğine inanıyorum. Taşdemir, Türkiye ligi ve dünya bilardosu için çok önemli
bir değer, gençlerin kendisine, yoluna baktığı öncü bir oyuncu olmaya devam
edecek.
Tolgahan Kiraz: Tolgahan
hem kişisel ömrünün hem de şahsi bilardo tarihinin dinamikleri gereği bütün
basamakları adım adım çıkmaya ayarlı bir bünyeye sahip. Nitekim kariyerine en
altlardan, 2009’daki gençler Avrupa üçüncülüğüyle başlamıştı. Kolombiya’da çeyrek
final oynadı. Vietnam’da da yarı finale çıktı. Finale yükselemez miydi? Seyircinin
baskısı yetmezmiş gibi kendi üzerinde baskı kurmuş görünüyordu (henüz yoğunluklardan
turnuva değerlendirmesi yapamadık onunla), nedense kendisini kazanmaya mecbur
hissetti, oysaki değildi, kişisel eşiğini aşmış ve zaten başarılı olmuştu. O
psikolojik yükü omuzlamayıp “kaybedecek bir şeyim yok” tavrını takınabilseydi belki
finali ve fazlasını da görebilirdi. Tabii dile kolay buradan söylemesi ama o Spor
Akademisi mezunu olduğu için spor psikolojisi dinamiklerini teorik olarak en
çok bilen oyunculardan biri. Henüz bu dişli dünya arenasında 30’larının
ortalarında, daha gidecek yolu ve alacağı kupalar var. Elbette kaybettiği
oyuncu ev sahibi olmanın avantajına sahipti, Tolgahan’dan sonra Jun-Tae Kim’i
de yenip şampiyon olan D. M. Tran yetenekli ve akıcı oyuncu, üstelik arkasında
ülkesinin rüzgârı vardı. Sonuç olarak, basamakları üçer beşer atlamak
Tolgahan’ın tabiatına uymuyor, hem öyle bir şey D. M. Tran veya Bao’nun yaptığı
gibi her zaman olmaz. Hatırlayın: hiç Dünya Kupası etabı çeyrek finali bile
görmemiş bir oyuncu olarak Bao, ilk Dünya Şampiyonası çeyrek final, yarı final
ve şampiyonluk başarısını aynı haftada yaşamayı başarmıştı.
Bu turnuvada Ankaralılardan dileğim: Gerçekten ev sahibi
olma avantajımızı kullanalım. Oyuncularımızın yanında olalım. Cumartesi TRT
SPOR YILDIZ canlı yayınında görüşmek dileğiyle.
Not: Bu yazıyı kaleme almadan önce sevgili Taygun Yılmazberk’le
yaptığımız görüş alışverişinin çok faydalı olduğunu belirtmeliyim.
Rifat Özçöllü
2 Nisan 2024 Salı
Üç Bant Evrenine Hoş Geldin Çin!
![]() |
Yushan Dünya Bilardo Müzesi Açılışı Gösteri Turnuvası'nda dört büyük 3 bant ustasının izleyicisi bir snooker efsanesiydi: Ronnie O'Sullivan |
Dünya Bilardo Müzesi'nde Türkiye'den Bir Koleksiyoner: Ali Rıza Gel
![]() |
| Ali Rıza Gel, Dünya Bilardo Birliği (UMB) ve Dünya Bilardo Sporları Konfederasyonu (WCBS) Başkanı Farouk Barki'nin elinden plaketini alırken |
![]() |
| Ronnie O'Sullivan ve Ali Rıza Gel |
![]() |
| Ali Rıza Gel, 12 kişilik Dünya Bilardo Şöhretleri Seçim Kurulu'nda yer aldı |
![]() |
| Gel'in Dünya Bilardo Müzesi'ne bağışladığı parçalardan bazıları |
![]() |
| Dünya Bilardo Müzesi |
![]() |
| Dünya Bilardo Müzesi |
![]() |
| Dünya Bilardo Müzesi'nin de içinde olduğu Yushan Bilardo Spor Kompleksi Dünya Bilardo Müzesi |
![]() |
| Dünya Bilardo Müzesi |
![]() |
| Yushan Bilardo Spor Kompleksi |
![]() |
Yushan Bilardo Akademisi |
![]() |
| Yushan Bilardo Spor Kompleksi'nin altın kaplamalı kristal minyatürü, Müze'ye katkılarından dolayı Ali Rıza Gel'e hediye edilmiş |
5 Eylül 2023 Salı
Bilardocu tek beden giyer mi? - Bert van Manen (9)
![]() |
| Belçika'nın iki büyük bilardo efsanesi Ludo Dielis ve Raymond Ceulemans |
Bilardocu tek beden giyer mi?
Birkaç yıl evvel Belçika Ligi’nde ikisi de Freddy adında iki bilardocunun maçını izliyordum. Evet, adları aynıydı ama tıpkı Laurel & Hardy’nin ikizleri gibiydiler. Büyük Freddy 1,93’tü ve hayli kiloluydu: Dağ gibi adam yani. Küçük Freddy ise topuklar dahil 1,60’tı. Yemekle arası nasıl mı? “Az yiyen olur veli” cinsinden bir âdem işte. Her ikisi de iyi, deneyimli oyuncular: 0,750-0,900 arasında bir yerlerdeler. Merak bu ya, maç bitince gidip ikisinin de ıstakasına bir bakayım dedim. Ne desem beğenirsiniz? İkisi de aynı boy, aynı ağırlıkta.
Bir bakıma tuhaf bir şey değil mi bu? Yüzden fazla kot bedeni üretilir, fakat ıstakaya gelince “herkese tek beden”! O ıstakaya uyum sağlamak, onunla topları nasıl zaptedeceğini öğrenmek oyuncuların marifetine kalıyor. Şayet ortalama bir boyun cismin varsa ne âlâ. Fakat örneğin, bizim Freddylerden bunu istemek haksızlık. Rahat (ve düzgün) bir vuruş yapıp hassas bir isabet sağlayabilmeleri için ıstaka tutuş ve duruşlarına ince ayar çekmeleri şart. Diz ve dirseklerin bükülme derecesi, sırtın kavisi ve hatta kafanın duruşu. Nitekim iki bilardocu bile aynı atış karşısında aynı pozisyonda durmaz. Ama mesele atışı sayıya çevirmekse çoğu oyuncu bunun üstesinden gelir. Bazıları az yürünse de Roma’ya çıkan yollar çoktur.
Bir bilardo atışının icrasında çok az hatadan ucuza kurtulabilirsiniz. Başınızı oynatıyor, köprü elinizi kaldırıyor, ıstakayı sağa sola sallıyor musunuz? Bunlar oyununuzu berbat eder, ilerlemenize ket vurur. Ya kurallara boyun eğersiniz ya da bedelini ödersiniz! Ancak açıkça söyleyeyim, bir atışa hazırlanırken farklı vücutlar farklı şeyler yapmaya mecburdur. Evet, kurallar var, tamam. Fakat sıklıkla ve itinayla çiğnenirler kendileri.
Bir Belçikalı oyuncu var, duruşu o kadar dik ki atış esnasında kafası, ortalamanın 10-15 santim üzerine çıkar. Garip, yapay ve rahatsız gözükür. Acaba bilardoya başlarken düzgün bir hoca bulma şansına nail olamamış mı dersiniz? Kurt Ceulemans’tan bahsediyorum, kimin oğlu olduğunu elbette biliyorsunuz, Raymond Ceulemans’ın. 1,3 genel ortalamaya sahip korkulu bir rakiptir kendileri. (Efsane’nin oğlu Kurt Ceulemans’ın kendisine özgü duruşu için: https://www.youtube.com/watch?v=OLBHa2czCYI&t=262s)
Bir de göğe merdiven dayamış Hollandalımıza bakalım. (Onun ıstakası da normal ebatlarda bu arada!) Atışlarda yeterince eğilme sorunu var bu adamın. Dizlerini bükmekten hoşlanmadığı aşikâr, bu yüzden bacaklarını açıyor. Öyle böyle değil. Leylek gibi! İnanın bana, biraz daha açılsalar aralarında saat farkı oluşacak! Hadi canım, böyle atış mı yapılır yav, demeyin. Yapıyor, onun adı Dave van Geel, hem de 1,2 genel ortalamasıyla tertemiz bir 3 bantçı. (Daha birkaç gün önce özel bir turnuvada kürsüde gördüğümüz Sevgili Furkan Şenel’in kulakları çınlamış mıdır?—R.Ö)
Bir de Amerikan bir oyuncu var, onun için de şimdiye dek gördüğüm “ıstakayı en tasarruflu kullanan” oyuncu diyebilirim. İster avanta (ticky) atsın ister beş bant, sağ eli ıstaka gövdesinin ortasındadır. “Ziyan bir teknik, bu tutuşla kaliteli vuruşu rüyasında görür!” mü dediniz? Kendisi 2005 ABD Şampiyonu Sonny Cho, 1 ortalamanın epey üstündedir ve oyunu hem kudretli hem de hoştur. (Sonny Cho’nun tutuşuna göz atmak için: https://www.youtube.com/watch?v=C8_wsHUy1Nk)
Temkinli olmak adına şu anekdotu da aktarayım. Yetenekli fakat eksantrik John van der Stappen bir lig maçındaydı, o gün uzatma parçasına başvurmak durumunda kaldı, o parçayla üst üste üç atış sayı yaptı. “Bu iyi geldi,” dedi maçtan sonra. Birkaç hafta sonra kendisine özel, 160 santimlik özel bir ıstakayla çıkageldi. Tüm sezon o özel ıstakayla oynadı. 140 santimlik ıstakasıyla genel ortalaması 1,1’di, 160’lıkla kaç oldu dersiniz? Yine 1,1! Güney Amerika’daki Surinam’ın başkenti Paramaribo’nun en iyi oyuncusu şu an.
Esrarengiz yetenek Filipos “Nefis Titreşimler” Kasidokostas’tan söz etmedim bile. 2009 Dünya ve 2012 Avrupa Şampiyonu. O yaptığı şeyleri nasıl yapıyor, hiçbir zaman almayacak zavallı aklım.
(Kasidokostas’un
başka bir "akıl almazlığı" için: https://hunkarbegenmedi.blogspot.com/search?q=kasidokostas)
Yine de şeytan dürtüyor, şu soruyu sor, diyor: “Eyvallah, bu oyuncular kendilerine has stilleriyle oyunlarını olabilecek en iyi yere götürdüler, ancak daha düzgün bir duruş ve daha geleneksel ıstaka tutuşuyla daha da güçlü olabilirler miydi?” Bakın, bu doğru bir önerme midir, emin değilim. Şuna ikna değilim ki kitabi bir duruş olsun, kopyalanıp çoğaltılsın da öğretilsin. Sanırım, duruş ve vuruş tekniği meselesi şahsi bir hadise, nihayetinde literatürün dediği değil vücudun ve beynin dediği oluyor.
Belki Kurt, Dave ve Sonny’den daha az derecededir, fakat çoğu oyuncu bir şekilde normlardan sapar, ya böyle icap etmektedir, bu oyunu bedenlerinin şekil ve işlevlerine uydurmaları lazımdır, ya da bireysel yeteneklerini sonuna kadar kullanmaları gerektiğinden. Hatta güçlerinin bir kısmı bu kural ihlallerine “rağmen” değil, tam da bu sapmaları “sayesindedir.”
Elbette kimseye ıstakasını Sonny Cho gibi tutmasını veya Kurt Ceulemans gibi durmasını tavsiye etmem. Ve, bana sorarlarsa şayet, asla bu iki oyuncuya da “Farklılıklarınızı düzleyin,” demem. Öğrencilerime gelince; onlara iyi gelen duruş neyse onu bulmalarını söylerim, benimkini kopyalamalarını değil. Çocuklara öğretmek… O farklı bir olay: Onlara yerleşik temelleri verirsiniz. Ayaklar buraya, eller şuraya, baş düzgün! Yarın müzik yapmaları için onlara en iyi şansı verecek temel: DO-RE-Mi. Sonra kendi tarzlarını kendileri geliştirirlerse (nitekim çoğu beceriyor) problem yok. Yok, bir yetişkinsiniz ve bu oyunu senelerce oynadınız ve bir sebepten bazı ayarlamalar yapmak zorunda hissediyorsunuz: Bunları ufak ufak ve zamana yayarak yapın. Aman katı olmayın: yoksa içinizdeki (sezgisel) hesap makinesi buna ayak uyduramaz. Aksi takdirde şüphe zehri damarlarınıza ve beyninize yıllarca musallat olur. Ne yazık ki buna şahit oldum, bedbaht bir şeydir bu.
Teknik noksanlar ne kadar zararlıdır? Veya şöyle soralım: Kusursuzdan aşağı bir teknikle oyununuzu ne kadar yukarı çekebilirsiniz? Belli mi olur, belki Semih Saygıner olursunuz (ki ıstaka tutuşu bariz bir şekilde “çarpık”tı) yahut da Marco Zanetti (onun da sağ eli hiçbir antrenörün zinhar önermeyeceği biçimde yatıktır). Bu oyunun en efsanevi vuruşu Saygıner de, bilardoya damgasını vurmuş Zanetti de bireyci, türünün tek örneği ve normlardan sapan sporculardır. İşin gerçeği, tıpkı bizim gibi. Aslında bunun bize söylediği şey şu: Oyununuzda bir kusur olsa bile sınırınız ancak gök kubbedir. Steffi Graf hayat kurtaracak bir teknikten yoksundu: raketinin tersiyle üst falso veremezdi, ama ne gam, parlak bir kariyeri oldu Alman tenisçinin. Büyük İspanyol golfçü Seve Ballesteros bütün başlangıç atışlarında rakiplerine yaklaşık 30 metre verirdi fakat neticede hepsini sollayan o olurdu.
Hâlâ bir oyuncuya öykünmekte ısrar ediyorsunuz, ve Semih veya Marco bile dört dörtlük, kitabi bir örnek teşkil etmiyorlar, e ne olacak, rol model kim alınacak? Benim önerim (şimdilerde PBA’ya transfer olan) Sung Won Choi olur. Zanetti bu sporun bütün departmanlarında onun önünde ve Choi, hiçbir zaman Saygıner gibi ağızları bir karış açıkta bırakacak atışlar yapmayacak. Tamam, ama duruş, tutuş, vuruş diyorsanız mükemmelliğe bela şekilde yakın olan o.
![]() |
| Güney Koreli Usta Sung Won Choi |
Yazının İngilizce orijinali için: https://www.carom.gr/reblog/one-size-fits-all/































