Tayfun Taşdemir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tayfun Taşdemir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2024 Pazar

Survival'da Tayfun Taşdemir'den Astrolojik Çeyrek Final!

Taşdemir'in Astrolojik Çeyrek Finalindeki Büyük Rakipleri

Survival 2024 Seul'de başladı! (İlki 2018'deydi.) Survival'ın sayı sayma formatı ve atmosferi vadettikleri adrenali gerçekten sağlıyor. Korkmayın, brikollere 2 yazmıyorlar.😊Formül şu: 4 kişi oynuyor. Atana 3, yiyene -1! Tolgahan Kiraz ve Taşdemir sabah aynı masadaydı ve ilk raundu beraberce geçtiler. Tolgahan 2'inciliğini, genel mizacının aksine maça dinamik ve sinirlerini sağlam tutarak başlamasına borçlu. Darbeli acem ve pikesi lokumdu, özet videoda var, link aşağıda. Yeni sakal modeliyle boy gösteren TT ise çoğunlukla yaptığı gibi kondisyonunu genele yaydı ve 4'lü ring dövüşünden 1. çıktı.😊 Evet, sanırım bu formatta, kilit kelime "kondisyon". Dikkat, performans kondisyonunu genele olabildiğince homojen yaymak! Sevgili Berkay Karakurt'a da başarılar!

https://vod.afreecatv.com/player/133994865


Tolgahan Kiraz ve Tayfun Taşdemir ilk turu beraberce geçtiler

***

Survival'da Tayfun Taşdemir'den Astrolojik Çeyrek Final!

Survival yani ‘Hayatta Kalanlar’da Blomdahl, ilk turda pek bi yaşam emaresi göstermemişti. Ancak dünkü “teselli turu”ndan çeyrek final çıkarmayı bilmişti malum. Modern bilardonun miladı kabul edilen 61’lik Blomdahl, bugün maç boyu ‘eski havalar’ından sundu. Unutmayın, ilk Dünya Kupası’nı 1987’de kaldırmış biri. Belki 2010’lardaki hızında değil ama 2020’lerde de estiriyor. Hâlâ pire gibi! Dostlar, aşağıya linki koydum, 2.04.00’dan sonrasını izleyin: Fransız Bury o son zikzağını tuşlatıp Taşdemir’i 3’üncülüğe itemeyince masada sürpriz bir final sahnesi başlıyor: Belki de astroloji devreye giriyor. Boğa (ör. Çenet) gibi toprak burçları, aslanlar (ör. Jaspers), akrep burçları (ör. Saygıner, Taşdemir) dirençlidirler. İlaveten, akreplerin krizleri fırsata dönüştürebildikleri de söylenir. 2’inciliği ve yarı finali garantileyip rahatlayan Taşdemir, ilk önce 2 zikzak gösterip sevgili Jérémy Bury'ye “zikzaklı kinaye” yapıyor. 😊Sonra bir tek bant var ki çerçeveletip asın veya Jaspers’a hediye olarak da düşünebilirsiniz!
😊 Ve Blomdahl’la fark 1 sayıya iniyor. Yani son saniyede 1’incilik fırsatı doğuyor! Oyunbozan tuş, fantastik denemesine izin vermiyor ama Survival’a yakışan bir son sunuyor bize Taşdemir. Yarı finaller ve finaller yarın. Ayrıca sevgili Lütfi Çenet PBA’da son 32’de Saygıner Usta’yı mağlup ettikten sonra bugün son 16’yı da geçti. Yarın Taşdemir ve Çenet’e başarılar!

https://vod.afreecatv.com/player/134235635?fbclid=IwY2xjawFdA4FleHRuA2FlbQIxMQABHdnBVW0annK4oZTt3jcukMwoVFdaXnmrM0njtnoimHB0YTuIbSdQssk9cQ_aem_G9uIX5njieWXHvNfjjeFqQ

***

Survival 2024'ün galibi Myung Woo Cho

Turnuvayı G. Koreli Myung Woo Cho galibiyetle tamamladı ve 40.000 doların sahibi oldu.
  1. Myung Woo Cho 85 (average 1.941, $40,000)
  2. Eddy Merckx 69 (1,705, $25,000)
  3. Tayfun Tasdemir 61 (1,588, $15,000)
  4. Glenn Hofman 25 (1,058. $10,000).





14 Temmuz 2024 Pazar

Porto Kapışması: Bilardoda Zoru Kolay ve Zor Gösterenler

Dünya Kupası 30. Kez Dick Jaspers'ın Ellerinde 

Zoru kolay göstermek” diye bir deyim var. Bilardoda bu deyimin en çok uyduğu oyunculardan ikisi Caudron ve M.W. Cho. Elbette bu, iki yetenek küpünün çalışkan ve disiplinli oyuncular olmadığı anlamına gelmez. Cho’nun salonda günde 6-8 saatlere varan maç-antrenman pratiği olduğunu biliyoruz. Caudron da bildim bileli, şehir, ülke, kıta, “rakip müessese” fark etmez yıllardır turnuvadan turnuvaya koşturur. Ancak ikisinin de “özel” yetenekleriyle sivrildikleri aşikâr. Örneğin, Blomdahl’a göre Avrupa’da en iyi ters el Zanetti’nin. Nitekim kendisine has, topuna yakın köprüler kurup, ıstakasını geriye-öne minimum sallayarak o kısa sarkaç hareketiyle kleps, sırt, dantel, masse fark etmez topuna yüksek momentumlar verebilen bir tekniği var. Ve bu tekniğini sol eliyle de neredeyse benzer isabetle uygulayabiliyor. Ancak Cho’nun sol eli o kadar güçlü ki masada sadece Cho’nun olduğu ve Cho’nun sol eliyle sağ elinin kapıştığı bir maçı izlemek enteresan olabilirdi.
Myung Woo Cho

Ancak “özel yetenek” tek geçer akçe midir mavi çuhalarda? Cho’nun Porto etabında finale dek sadece Ankara etabının galibi Heo’ya yenildiğini hatırlatalım. Maç içerisinde oyuncuların sıkışıp kaldığı, çözüm üretemediği kilit anlar vardır. Kadife serileriyle ünlü Heo, bu anlara kreatif tek bant ve iki bant brikollerle çare bulup “özel” rakiplerine galebe çalmayı bilir. Pek çok maçta üst üste 4-5 sayılık tek-iki bant brikol serileri yakaladığına şahit oldum. Bütün brikoller “görme” meselesidir malum, ancak görmek yetmez bunu salon pratiğinizde portföyünüze, repertuarınıza katmanız gerekir. Bu kurtlar sofrasında podyuma çıkmak, fark yaratmak ancak paletinizdeki artı renklerle mümkün. Örneğin tek bantlarda Jaspers’ı aratmayan Murat Naci’ye bir gün bunun sırrını sorduğumda, bir ara sinek avlayan salonunda müşteri beklerken 😊 haftalarını sadece bu pozisyona verdiğini anlatmıştı.

Aslında 1990’lardaki bilardo devrimi de masadaki cenderelerden çıkma arayışlarından doğmuştu. Modern bilardonun kurucusu olarak görülen Blomdahl, 1990’lar ve 2000’lerde, karambol tekniğine sıkışmış bilardoya yeni bulvarlar açmıştı. İlk defa karambolden gelmeyen, Amerikan (pool) temelli bir oyuncu öne çıkmıştı. Havuzlardaki, triplelerdeki kalınlık yordamı Ceulemans’tan farklıydı. Ters bant kullanımları ilham verici olmanın ötesinde bilardo repertuarının önemli parçalarından biri haline gelmişti. Ekstra çözümler denemekte pervasızdı. Tuşlardan farklı kaçabiliyordu. Kritik anlardan tek bant brikollerle (düz veya ters avantalar), şemsiyelerle yüksek yüzdeyle çıkılabiliyordu artık. Masada klasik düz turnike resmi dururken darbeli kısa-uzun-uzun paternlerini görmeye başlayınca mal bulmuş Mağribî gibi olmuştuk. Maksimum falso dışında yeni falso noktalarını keşfetmeye başlamıştı oyuncular. Üst falsonun bazen açı daraltmada bazen uzatmada işlevsel olduğu daha çok anlaşılmaya başladı. Falsosuz vuruş ve tempo karışımları çok farklı geometrik şekiller sundu gözümüze. Karambol, oyuncunun daha az eğildiği, topun bantlara, köşelere yakın tutmaya çalışıldığı daha yavaş tempolu bir oyundu. Caudron da karambol temelliydi fakat daha çok eğilip oyunu köşe ve kenarlardan ortaya doğru kaydırıyordu. Murat Tüzül gibilerden gelen yeni sistem önerileri Avrupa’da hesaba katılıyordu. Semih Saygıner artistik branşından üç banda figür devşirip duruyordu. Ama bunu maçın en belalı anında yapabiliyordu. Beş bantların hem çift turnike hem düz hem de kesmeli varyasyonlarında 7-8 bantlık rotalara çıkıyor, çok farklı açılar armağan ediyordu bize. Ayrıca Saygıner bu oyundan para kazanılabildiğini de göstererek sporun profesyonelleşmesinde de rol oynamıştı. Yeri gelmişken, o yıllarda 3 banttaki yeniliklerin Türkiye’de anlaşılmasında, İstanbul’daki dünya kupası organizasyonlarıyla rahmetli Bora Karatay’ın, yayınları ve çevirileriyle rahmetli Avni Köksal ve sevgili Suat Boztepe’nin, bu kitaplara aynı zamanda teknik ressam olarak çizim katkıları veren Yılmaz Özcan’ın ve Bilardo Magazin dergisiyle merhum Ali Yılmaz’ın önemli payı olduğunu analım. Velhasıl, karottan, savunmadan hiçbir zaman vazgeçilmedi, vazgeçilmeyecek ancak bu icat-çözümler süreci öylesine dizginlenemiyordu ki bilardo değişti, oyunun hücum karakteri ve seri oyunu (position play) kavramı iyice ciddiye bindi. Ceulemans, Dielis, Bitalis, Kobayashi, Komori Ustalar bayrağı yeni kuşağa devrediyordu…

Genç Blomdahl 

       PBA'dan yeni dönen Caudron Porto'yu 3'üncülükle tamamladı


Tayfun Taşdemir yine en iyiler arasında

Evet, belki de, bilardonun modern karakterinin en olgun görünümü istikrarlı yüksek serilerde vücut bulmuştur. Ve o yıllarda daha İktisat öğrencisi olan ve bayram harçlığıyla bilardoya başlamış bir genç vardı: Tayfun Taşdemir. Oyuna “geç” girmişti, ancak hem okulunu bitirdi hem de Türkiye ve dünyada bu yenilikleri ve seri oyunu mantığını en iyi ve en hızlı kavrayıp özümseyerek hayata geçiren oyunculardan biri oldu. Dünyada son yıllarda istikrarla “yıllık genel ortalamasını” 1,900’ün üzerinde tutan birkaç oyuncudan biri olan Taşdemir, Porto’yu da 2,000 genel turnuva ortalamasıyla 3. tamamladı. Taşdemir Porto’da yarı finalde Cho karşısında araya önde çıktı, bir iki hata ve kıl payı kaçan sayı gelince, turnuvanın başından beri eli sıcak olan Cho fırsatı kaçırmadı. Evet, Cho’nun maçta şansı da yaver gitti fakat pozitif mizaçlar bazen rüzgârı kendilerine döndürebiliyor. Öyle sempatik ki bir ara Taşdemir’le beraber gülüyorlardı tuttuğu balıklara. 😊 Öte yandan turnuvayı ikinci bitiren Cho’nun 2,048’le en yüksek genel ortalamaya sahip olduğunu belirtelim. Ayrıca Taşdemir’in şu an bilardo evreninde en çok motive olunan, bilenilen oyuncular arasında olduğunu da ekleyelim, zaten finalde Cho’nun sabahki Taşdemir maçından psikolojik olarak yorgun çıktığı fark ediliyordu.

    Porto'da ilk 4 bir arada. Finalde kaybeden Cho'yu abileri teselli ediyor. 
Viva Bilardo!

Ya Porto’nun şampiyonuna ve bilardonun ana sütunlarından Jaspers’a gelirsek: Yıllardır, ancak teoride mümkün dediğimiz, kimsenin atmayı akıl kârı bulmadığı, kılı kırk yaran düz veya kesme tek bantlarda inanılmaz yüzdeler yakaladı. Maçlarında ek süre haklarını yerinde ve stratejik kullanarak çok “tuhaf ve gıcık” pozisyonlardan çok leziz ekmekler çıkarıp fark yaratmayı bildi. Antrenman günlükleri tuttu, profesyonel tavır, disiplin ve istikrarın sembolü oldu. Bilardoda “normal” insanlar gibi “zoru zor göstermenin”, masa başında taş işçisi gibi çalışmanın işe yaradığını bize yaklaşık 30 yılda 30 Dünya Kupası kazanıp bir spora damga vurarak, modern bilardonun en dişli oyuncusu olarak kanıtladı.

Ben toplarla kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan Caudron ve Cho’dan da, avını yakalayabilmek için bütün ormanı katetmekten erinmeyen Jaspers ve Çenet gibi “yırtıcılardan” de zevk alıyorum. Podyuma tırmanma serüvenlerini hayat yolculuğu haline getirmiş Yılmaz Özcan, Turgay Orak, Tolgahan Kiraz, Gülşen Degener, Müjde Karakaşlı gibi hikâyelerden de etkileniyorum. (Bu liste uzar gider.) Bilardo izlerken tüylerinizin diken diken olması için sadece Caudron ve Cho’nun “zoru kolay gösteren” karambolvari yüksek serilerini bekliyorsanız çok şey kaçırıyorsunuz. Veya hazzınızı Taşdemir, Sanchez veya Tran’ın ultra-teknik yüksek serilerine endekslediyseniz yine kendinize haksızlık ediyorsunuz. Size Blomdahl’ın maç içerisindeki “o” ritmini ve Saygıner’in “o” sayısını veya Merckx’in istatistikleri altüst edeceği günleri beklemeyin demiyorum elbette. Ama o tek bantları, ağızları açık bırakan brikolleri atarken Jaspers’ın gözünde, sokakta bilye oynarken kuma ip gibi hatlar çizen çocuğun aşkını görün ve hedefi vurduğunda siz de çığlık atmaktan utanıp sakınmayın. Tebrikler Tayfun, Tebrikler Caudron, Tebrikler Cho ve Tebrikler bilardonun gizli romantiği ve yırtıcı aslanı Jaspers!   

  Cho'yu mağlup edip 30. şampiyonluğuna ulaşan Jaspers'ın sevinci
 

Bu yazı sevgili Levent Özçöllü’yle yaptığımız sohbetlere çok borçlu. Yılmaz Özcan taslağı okuyup kıymetli katkılar yaptı: Ordinaryusumuzu seviyoruz. Mehmet Varlık bu yazıya bilimsel bir dokunuş yapmakla kalmadı, bu yazıdan başka bir yazı doğurdu, sürprizimiz olacak, sabredin. Son olarak Ersan Ercan’ın motivasyonlarının da değerli olduğunu eklemeliyim.  

Rifat Özçöllü

Fotoğraflar: Five&Six, Kozoom, Imsvintagephotos







13 Haziran 2024 Perşembe

Türkiye’nin Dünya Bilardosunda Zirve Misyonu


Bir spor dalında uluslararası bir turnuvada son 32’ye 9 oyuncuyla kalınca, ülke olarak bütün dünyaya “Zirveyi bırakmaya niyetli değiliz” mesajını vermiş oluyorsunuz. Hele, Son Dünya Şampiyonu (Bao), Son Milli Takımlar Dünya Şampiyonu (Q. C. Tran-Bao), Son İki Dünya Kupası Sahibi (Q. C. Tran - D. M. Tran) ünvanları Vietnam’a aitken bu daha da anlamlı. Nedense son zamanlarda, yabancı yorumlarda Avrupa, Türkiye, G. Kore ve Vietnam gibi dörtlü bir rekabet modeli öne çıktı. Oysa Avrupa’yı yekpareymiş gibi görmek bir yere kadar doğru. Avrupa ülkelerinin kendi içlerinde nasıl bir rekabet içinde oldukları unutulmuyor mu? Bu rekabetin ne kadar hıncahınç olduğu birazdan başlayacak Avrupa Futbol Şampiyonası’nda görülecek. Öte yandan yabancı yorumlardaki, Türkiye’yi Avrupa’ya ait olmasına rağmen yine de başlı başına bir ekol gibi görme eğilimi çok yanlış olmamakla birlikte tarihî eksikler de barındırıyor: Çünkü Osmanlı’ya gidersek karambolün bu topraklara girişi ve 1980’ler sonlarına gidersek üç bandın ülkeye girişi Avrupa üzerindendir. Bora Karatay, Semih Saygıner, Avni Köksal, Murat Tüzüller kuşağı Avrupa görgülüdür. Acem, dantel gibi bize has terimlerimiz olsa da birçok terimimiz Fransızca kökenlidir. Özellikle eskiden bilardoya karambolle başlanması âdeti, oyun tekniğimiz, fiziksel yapımız, İngilizcenin Asya’ya göre ülkemizde daha çok biliniyor olması, bilardo seyir atmosferimizin Asyalılar kadar ateşli olmaması bizi genel olarak Avrupa’ya daha çok yaklaştırır. Dahası, Ceulemans, Blomdahl, Caudron, Sanchez gibi Avrupalı oyuncular kendilerini bu Güneydoğu-Doğu Avrupa ülkesine ruhen yakın görüp Türkiye’deki kulüplerin oyuncusu oldular, turnuvalara katıldılar. Diğer yandan bizim oyuncularımız Asya’da da seviliyor. Bunda, Kore Savaşı’nda Türkiye’nin NATO üyesi olarak G. Kore cephesinde savaşması arka planı da söz konusu. Mısır’ın en iyi oyuncusunun bizim efsanemizle adaş olması gibi kültürel yakınlıklar da var elbette. Sonuçta bizim “ne Doğulu ne Batılı, her ikisi de” konumumuzu idrak etmiş olmaları gerçeklikten uzak değil elbette.

Öncelikle 9 oyuncumuza da (Tayfun Taşdemir, Tolgahan Kiraz, Berkay Karakurt, Turgay Orak, Ömer Karakurt, Gökhan Salman, Muammer Rahmet, Volkan Çimentepe, Denizcan Akkoca) başarılar diliyorum. Ömer’in formda olması çok sevindirici. Yeni kuşağın önemli beklentilerinden. Yıllardır didinen Muammer Rahmet’in bu seviyeye gelmesi, ısrarın ne kadar işe yaradığını gösteriyor. Volkan Çimentepe sürpriz, bilardoyu sevdiği su götürmez, psikolojik parametreleri de yönetebilirse neden olmasın? Gökhan Salman bilgi ve tecrübesine yıllardır yatırım yapıyor, karşılığını alması eli kulağında olsa gerek. Denizcan Akkoca’nın bu kadar çabuk son 32 görmesi yine kayda değer. Kendisi aynı zamanda müzisyen, iyi müzik insanın modunu her zaman yukarı çeker. Berkay özellikle maç başı ve sonlarında yüksek atak ritmi yakalayabiliyor. Avrupa ikinciliği olan, yurt dışında mücadele etmenin dinamiğine dair sezgilerini gün geçtikçe kuvvetlendiren bir oyuncu; artık dünyanın radarına takılıp yapışmayı bırakın, şampiyonluk başarısı sürpriz karşılanmayacak bir genç. Vietnam’da 17 yaşında yarı finale kalan Burak Haşhaş’ın en önemli özellikleri özgüveni, gözü karalığı ve rahatlığı. Ve bilardo evrenini ve o evrendeki yerini güzel okuyor. Yaşının farkında, o yüzden örneğin, masada denemeler yapmaktan, risk almaktan çekinmiyor. En fazla kaybederim, nasılsa kazanacak çok senelerim olacak rahatlığı ona başarı getiriyor. Unutmadan söyleyeyim, Burak çok maç izliyor, yeterince maç izlediğinizden emin misiniz yıllardır 1,3 altına demir atmış oyuncularımız? Bence bilardo tutkusunun alameti sadece oynamak değil bilardo izlemektir. Turgay Orak içinse tek cümle etmek istiyorum: Ona hayattaki ve bilardodaki azim ve mücadelesinden dolayı saygı duyuyorum. Taşdemir ve Kiraz’ı sona bıraktım:   

Tayfun Taşdemir: Neredeyse bilardoya başladığından beri alıştığı rekabet paterni bir seneyi aşkındır yok. Antrenman partneri de olan Saygıner Usta ve bu rekabet paterninin diğer direkleri Murat Naci Çoklu, Lütfi Çenet, Adnan Yüksel, Can Çapak gibi oyuncular PBA’da. İçlerinden sadece Birol Uymaz döndü. (Ayrıca bir tur kazanmış olarak döndü, özellikle şampiyon olduğu turda artistik atışlarıyla klasik seriler arasında optimum denge yakalamıştı. Artık bambaşka bilardo atmosferlerinde oynamanın verdiği bir tecrübeyle UMB’de. O da adaptasyonunu yeniden sağlayıp kendisini göstermeye devam edecektir...) Taşdemir ve ülkemiz bilardosu yükselirken yurt dışındaki rekabet ve buradaki çekişmenin karşılıklı olarak birbirini beslemesi söz konusuydu. Ancak bu rekabet ortamının değişmesinin şöyle başka sonuçları oldu: Bazıları Avrupa liglerinde de oynayan Berkay Karakurt, Turgay Orak, Ömer Karakurt, Tolgahan Kiraz, Tarık Yavuz, Furkan Şenel, Burak Haşhaş ve diğer oyuncular kürsü şansları daha da yükselince motive olup oyunlarını ve kendilerini yukarı çektiler. Dolayısıyla “evren boşluk kabul etmez” kaidesince Türkiye liginin kalitesi istatistiksel ve niteliksel olarak düşmemiş oldu. Taşdemir, eski rekabet paterninde zirveye çıkmak için bilardoya başladığından beri çok çalışmıştı, 2022 sonu ve 2023 başlarında olağanüstü bir ivme yakaladı. Dünya Şampiyonluğu, Dünya Kupası Etabı ve Milli Takımlar Dünya Şampiyonluğu’nu üst üste kazandı. Bu herhangi bir spor dalında her sporcuya nasip olmayacak bir başarıdır. Şahsen bu tarihî spor hadisesinin ne manaya geldiğinin anlatılabilmesi için mütevazı ellerimden ne geliyorsa yapmaya çalıştım fakat ülkenin, yöneticilerin, medyanın daha bilinçli ve gayretli olması gerektiği açık. Öyle olsun ki zirveyi gören oyuncular zirvede kalabilmek, daha büyük zirveleri kovalayabilmek için yeterli motivasyon ve desteği hissedebilsin. Nitekim Taşdemir’in bu başarısı önündeki mental engel sayısını ikiye çıkartmış oldu. Hem zirvesine çıktığı dünya arenasında tepede kalmak hem de Türkiye’de yalnızlaşmış bir öncü figür olmak. Evet, rahatsızlıklarından dolayı Yılmaz Özcan Ustamızın da olmadığı bir ortamda bir anda herkesin abisi konumuna geçti. (Yılmaz Özcan kendisinin çok büyük yetenek ve bilardo bilgesi olduğunu son turnuvada hatırlattı. Ama ne dönüş! Ama nasıl bir keyiftir onu seyretmek!) Oysa, Taşdemir’in bünyesi arkalarından geldiği bir kuşakla rekabet etmeye alışmıştı. Belki Çenet ve Çapak ondan yaşça küçüktü ama uzun yıllardır Milli Takım’da beraber koşturmaya alıştığı oyunculardı. Taşdemir’in önünde yeni bir patern var, buna daha da adapte olup arkasından gelen kuşağı bu sene yaptığı gibi yukarı çekmeye devam edeceğine inanıyorum. O tarihî başarının ardından ertesi sene Dünya Şampiyonası’nda yine yarı final oynayıp, yine Milli Takım’a kalma başarısını gösterdiğini unutmayalım. (Ve bugün de Ankara’da sabahtan beri eli sıcak bir TT izliyoruz.) Önümüzdeki sene Milli Takım’ın bu mental koşulları idrak ederek yeni bir adaptasyon ve uyumla başarılarına devam edeceğine inanıyorum. Taşdemir, Türkiye ligi ve dünya bilardosu için çok önemli bir değer, gençlerin kendisine, yoluna baktığı öncü bir oyuncu olmaya devam edecek.

Tolgahan Kiraz: Tolgahan hem kişisel ömrünün hem de şahsi bilardo tarihinin dinamikleri gereği bütün basamakları adım adım çıkmaya ayarlı bir bünyeye sahip. Nitekim kariyerine en altlardan, 2009’daki gençler Avrupa üçüncülüğüyle başlamıştı. Kolombiya’da çeyrek final oynadı. Vietnam’da da yarı finale çıktı. Finale yükselemez miydi? Seyircinin baskısı yetmezmiş gibi kendi üzerinde baskı kurmuş görünüyordu (henüz yoğunluklardan turnuva değerlendirmesi yapamadık onunla), nedense kendisini kazanmaya mecbur hissetti, oysaki değildi, kişisel eşiğini aşmış ve zaten başarılı olmuştu. O psikolojik yükü omuzlamayıp “kaybedecek bir şeyim yok” tavrını takınabilseydi belki finali ve fazlasını da görebilirdi. Tabii dile kolay buradan söylemesi ama o Spor Akademisi mezunu olduğu için spor psikolojisi dinamiklerini teorik olarak en çok bilen oyunculardan biri. Henüz bu dişli dünya arenasında 30’larının ortalarında, daha gidecek yolu ve alacağı kupalar var. Elbette kaybettiği oyuncu ev sahibi olmanın avantajına sahipti, Tolgahan’dan sonra Jun-Tae Kim’i de yenip şampiyon olan D. M. Tran yetenekli ve akıcı oyuncu, üstelik arkasında ülkesinin rüzgârı vardı. Sonuç olarak, basamakları üçer beşer atlamak Tolgahan’ın tabiatına uymuyor, hem öyle bir şey D. M. Tran veya Bao’nun yaptığı gibi her zaman olmaz. Hatırlayın: hiç Dünya Kupası etabı çeyrek finali bile görmemiş bir oyuncu olarak Bao, ilk Dünya Şampiyonası çeyrek final, yarı final ve şampiyonluk başarısını aynı haftada yaşamayı başarmıştı.

Bu turnuvada Ankaralılardan dileğim: Gerçekten ev sahibi olma avantajımızı kullanalım. Oyuncularımızın yanında olalım. Cumartesi TRT SPOR YILDIZ canlı yayınında görüşmek dileğiyle.

Not: Bu yazıyı kaleme almadan önce sevgili Taygun Yılmazberk’le yaptığımız görüş alışverişinin çok faydalı olduğunu belirtmeliyim.

Rifat Özçöllü

 

 


2 Nisan 2024 Salı

Üç Bant Evrenine Hoş Geldin Çin!

13.500 m²lik yer üzerine kurulu Yushan Bilardo Spor Merkezi


Çin, snookerdan sonra üç bant evrenine de adım atıyor. Hem de bazı ilklerle ve milyonlarca euroluk yatırımlarla... Çin, Jiangxi (Yiangşi) eyaletinin Yushan (Yuşan) ilçesini, Çin’in bilardo başkenti ilan etti. Üstelik Yushan’ı dünyanın en önde gelen bilardo kentlerinden biri yapma hedefinde. Yushan’da 13.500 m²lik alana kurulan Yushan Bilardo Spor Kompleksi'nin içinde yer alan Dünya Bilardo Müzesi 17 Mart’ta kapılarını sporseverlere açtı. Ayrıca, dünyada yine bir ilk olarak, bu komplekste üniversite düzeyinde Bilardo Spor Akademisi açıldı. Bu akademi snooker ağırlıklı olsa da 3 bant branşında da mezunlar verecek. 10 yıldır süren hazırlıklar sonucu açılan kompleksin dünyadaki bütün bilardo branşlarına (3 top, pool ve snooker) ait birlik ve federasyonlardan tam destek aldığını da ekleyelim. 

Yushan Dünya Bilardo Müzesi Açılışı Gösteri Turnuvası'nda dört büyük 3 bant ustasının izleyicisi bir snooker efsanesiydi: Ronnie O'Sullivan 

Müzenin açılışıyla birlikte 3 bant bilardonun Çin’e tanıtılması kapsamında ülkemizden Tayfun Taşdemir’le birlikte Phuong Vinh Bao (Vietnam), Sameh Sidhom (Mısır) ve Haeng Jik Kim (G. Kore) aynı tarihlerde Yushan’da bir gösteri turnuvasında boy gösterdi. Bu 3 bant gösterisinin onur konukları arasında, dünyaca ünlü snooker ve pool efsaneleri Ronnie O’Sullivan ve Efren Reyes (aslen Filipinli yani bir Asyalı) de yer aldı. Yine aynı kompleks içinde yer alan 8 snooker masalı salon, World Snooker Tour'un Yushan ayağına da ev sahipliği yaptı. 24 Mart'taki final Ding Junhui ile Judd Trump'ın rekabetine sahne oldu ve zafer, Çinli oyuncuyu kendi evinde mağlup etmeyi başaran İngiliz Trump'ın oldu. 

Ali Rıza Gel, Yushan'daki Dünya Bilardo Müzesi açılışında, 
müzeye katkılarından dolayı plaket alıyor


Dünya Bilardo Müzesi'nde Türkiye'den Bir Koleksiyoner: Ali Rıza Gel

Bu şöhretlerin yanında ülkemizi temsil eden bir kişi daha vardı: Dünyanın en büyük bilardo koleksiyonerlerinden Ali Rıza Gel. Kendisi uzun yıllardır Belçika’da yaşasa da her sene memleketi Türkiye'yi ziyaret ediyor. Bu koleksiyonda, tarihi birkaç yüzyıla uzanan masalar, ıstakalar, sayı tabelaları, biblolar, kupalar, minyatürler, tebeşirler, kitaplar, şu an yaşamayan çeşitli bilardo branşlarına ait objeler ve daha nice sanat eseri eşsiz parçalar var. Onun bu eşsiz koleksiyonundan haberdar olan Çin Bilardo Federasyonu birkaç sene evvel Ali Rıza Gel’e ulaşıyor. Ve dünyadaki ilk bilardo müzesini kuracaklarını ve Gel'in koleksiyonundaki bazı parçaları müzede sergileme arzularını iletiyorlar. Aslında Ali Rıza Gel’in hayali, koleksiyonunu kendi ülkesinde kurulacak bir müzede sergilemek olsa da Çin’in nazik teklifini geri çevirmiyor ve koleksiyonunun bir kısmını Müze'ye bağışlayarak 17 Mart’ta Yushan'daki ‘Bilardo Şöhretler Geçidi’nde yerini alıyor. 

Evet, Yushan'a 17 Mart'ta müze ve akademi açılışının yanı sıra dünya bilardo tarihinde enteresan bir ilke daha sahne oldu. Aralarında Ali Rıza Gel'in de bulunduğu 12 kişilik Dünya Bilardo Şöhretleri Seçim Kurulu her sene, yaklaşık 6 asırlık bilardo tarihine katkıda bulunan şöhretleri onurlandıracak. Ve bu isimler Dünya Bilardo Müzesi'nin 'Şeref Salonu'nda (Hall of Fame) yerlerini alacaklar. Kurul bu payeye bu yıl 7 ismi layık gördü:
 
* 7 kez dünya şampiyonu olan İngiliz snooker efsanesi Ronnie O'Sullivan 
Filipinli pool efsanesi Efren Reyes
* 3 top branşlarının Belçikalı efsanesi Raymond Ceulemans 
* İngiliz kadın snooker ve pool oyuncusu Allison Fisher  
* Çin'in en büyük snooker efsanesi Ding Junhui
* Dünya Profesyonel Snooker Birliği (WPBSA) Başdanışmanı Çinli Gan Lianfang
Dünya Bilardo Sporları Konfederasyonu'nun (WCBS) ilk başkanı, eski Dünya Bilardo Birliği (UMB) başkanı olan ve 1996'da vefat eden İsviçreli André Gagnaux

Türkiye 1990'lardan beri kazandığı başarılarla ve son yıllardaki tesisleşme atılımlarıyla dünyanın en önemli bilardo ülkelerinden biri. Dünya Bilardo Müzesi, her yıl büyüyecek 'Şeref Salonu' fikri ve Bilardo Akademisi, Çin'in bilardoya yaptığı vizyoner katkılar. Ali Rıza Gel de bu büyük spor müzesine yaptığı gönüllü katkıyla büyük resimde Türkiye'nin de adının yer almasında pay sahiplerinden biri oldu. Üç topta Asyalılardan daha eski bir geçmişe sahip Türkiye de bir gün bütün branşlarındaki bilardo hafızasını bir müzeye dönüştürecektir umarım. Bu hafızanın içinde en başta, yaşayan sporcu ve bilardo emekçilerimizin anlatacakları ve kaydedilmesi gereken anılar olsa gerek. Ve elbette arkasında tatlı öyküler barındıran bir dolu bilardo objesi. Turnuvalar bir sporun bel kemiği elbette. Öte yandan o spora bağlı kültürel ve sanatsal üretimler, eğitim materyalleri, spor edebiyatı ve yayıncılığı da o sporun yaygınlaşmasında, özendirilmesinde –ve dahası– spor endüstrisini tetiklemede hayati rolde.

Rifat Özçöllü

Ali Rıza Gel, Dünya Bilardo Birliği (UMB) ve Dünya Bilardo Sporları Konfederasyonu (WCBS) Başkanı Farouk Barki'nin elinden plaketini alırken

 
Ronnie O'Sullivan ve Ali Rıza Gel 


Ali Rıza Gel, 12 kişilik Dünya Bilardo Şöhretleri Seçim Kurulu'nda yer aldı


Gel'in Dünya Bilardo Müzesi'ne bağışladığı parçalardan bazıları

Dünya Bilardo Müzesi 

Dünya Bilardo Müzesi 

Dünya Bilardo Müzesi'nin de içinde olduğu Yushan Bilardo Spor Kompleksi


Dünya Bilardo Müzesi 


Dünya Bilardo Müzesi

Yushan Bilardo Spor Kompleksi

Yushan Bilardo Akademisi 


Yushan Bilardo Spor Kompleksi'nin altın kaplamalı kristal minyatürü,
Müze'ye katkılarından dolayı Ali Rıza Gel'e hediye edilmiş


Yushan Bilardo Akademisi'nden teknoloji destekli snooker dersinden bir kesit


Yushan Bilardo Akademisi 3 Bant Ders Salonu


5 Eylül 2023 Salı

Bilardocu tek beden giyer mi? - Bert van Manen (9)

Sevgili Bert van Manen’in bu yazısının çevirisi birkaç gün önce yitirdiğimiz çok sevgili Naci Güçhan’ın ruhuna gitsin. Aslında beni yaklaşık bir sene evvel aradığında Manen’in “Blomdahl Çağı” kitabının dilimize çevrilmesi için bazı girişimlerde bulunduğunu anlattı. Ben de tevafuk, o yazıları bir süredir çok çevirmek istediğimden söz ettim Hoca’ya. Sonra hemen sevgili Mehmet Varlık’ı aradı, o da Manen’le iletişime geçti… Derken o günden beri, Manen’in özellikle gençlerin ve tüm bilardocuların mental sportif gelişimine çok faydası olan bu yazılarının dilimizde okunabilmesi için çalışıyorum. Bu yazı, bilardoda duruş, tutuş, vuruş gibi teknik konular üzerine yine zihinleri kışkırtıcı bir biçimde kafa yoruyor ve tekstildeki “tek beden” teriminden yola çıkarak hiçbir bilardocunun tek bedene sığamayacağının altını çiziyor. Umarım Hadise tınılı başlık ve bu başka sporlara da dokunan yazı ilginizi çeker. Çeviriye, sağ olsun, Semih Saygıner duruş tutuşuyla ilgili özel bir not da ekledi. 75. Dünya Şampiyonası’nda her biri çok sevgili Tayfun Taşdemir, Tolgahan Kiraz, Ömer Karakurt ve Berkay Karakurt’a canıgönülden başarılar dilerim. 

Semih Saygıner, 1982.
1964 doğumlu Saygıner bir keresinde, ilk duruş-tutuşunu geliştirdiği zamanlarda, 1976'da ülkemize gelen Belçikalı Ludo Dielis'in (1945-) gazetelerden birinde gördüğü fotoğrafını hatırlayan fotoğrafik belleğinin kendisine yön verdiğini söylemişti.—R.Ö

Belçika'nın iki büyük bilardo efsanesi Ludo Dielis ve Raymond Ceulemans

Bilardocu tek beden giyer mi?

Birkaç yıl evvel Belçika Ligi’nde ikisi de Freddy adında iki bilardocunun maçını izliyordum. Evet, adları aynıydı ama tıpkı Laurel & Hardy’nin ikizleri gibiydiler. Büyük Freddy 1,93’tü ve hayli kiloluydu: Dağ gibi adam yani. Küçük Freddy ise topuklar dahil 1,60’tı. Yemekle arası nasıl mı? “Az yiyen olur veli” cinsinden bir âdem işte. Her ikisi de iyi, deneyimli oyuncular: 0,750-0,900 arasında bir yerlerdeler. Merak bu ya, maç bitince gidip ikisinin de ıstakasına bir bakayım dedim. Ne desem beğenirsiniz? İkisi de aynı boy, aynı ağırlıkta. 

Bir bakıma tuhaf bir şey değil mi bu? Yüzden fazla kot bedeni üretilir, fakat ıstakaya gelince “herkese tek beden”! O ıstakaya uyum sağlamak, onunla topları nasıl zaptedeceğini öğrenmek oyuncuların marifetine kalıyor. Şayet ortalama bir boyun cismin varsa ne âlâ. Fakat örneğin, bizim Freddylerden bunu istemek haksızlık. Rahat (ve düzgün) bir vuruş yapıp hassas bir isabet sağlayabilmeleri için ıstaka tutuş ve duruşlarına ince ayar çekmeleri şart. Diz ve dirseklerin bükülme derecesi, sırtın kavisi ve hatta kafanın duruşu. Nitekim iki bilardocu bile aynı atış karşısında aynı pozisyonda durmaz. Ama mesele atışı sayıya çevirmekse çoğu oyuncu bunun üstesinden gelir. Bazıları az yürünse de Roma’ya çıkan yollar çoktur.   

Bir bilardo atışının icrasında çok az hatadan ucuza kurtulabilirsiniz. Başınızı oynatıyor, köprü elinizi kaldırıyor, ıstakayı sağa sola sallıyor musunuz? Bunlar oyununuzu berbat eder, ilerlemenize ket vurur. Ya kurallara boyun eğersiniz ya da bedelini ödersiniz! Ancak açıkça söyleyeyim, bir atışa hazırlanırken farklı vücutlar farklı şeyler yapmaya mecburdur. Evet, kurallar var, tamam. Fakat sıklıkla ve itinayla çiğnenirler kendileri.

Bir Belçikalı oyuncu var, duruşu o kadar dik ki atış esnasında kafası, ortalamanın 10-15 santim üzerine çıkar. Garip, yapay ve rahatsız gözükür. Acaba bilardoya başlarken düzgün bir hoca bulma şansına nail olamamış mı dersiniz? Kurt Ceulemans’tan bahsediyorum, kimin oğlu olduğunu elbette biliyorsunuz, Raymond Ceulemans’ın. 1,3 genel ortalamaya sahip korkulu bir rakiptir kendileri. (Efsane’nin oğlu Kurt Ceulemans’ın kendisine özgü duruşu için: https://www.youtube.com/watch?v=OLBHa2czCYI&t=262s)

Bir de göğe merdiven dayamış Hollandalımıza bakalım. (Onun ıstakası da normal ebatlarda bu arada!) Atışlarda yeterince eğilme sorunu var bu adamın. Dizlerini bükmekten hoşlanmadığı aşikâr, bu yüzden bacaklarını açıyor. Öyle böyle değil. Leylek gibi! İnanın bana, biraz daha açılsalar aralarında saat farkı oluşacak! Hadi canım, böyle atış mı yapılır yav, demeyin. Yapıyor, onun adı Dave van Geel, hem de 1,2 genel ortalamasıyla tertemiz bir 3 bantçı. (Daha birkaç gün önce özel bir turnuvada kürsüde gördüğümüz Sevgili Furkan Şenel’in kulakları çınlamış mıdır?—R.Ö)

Bir de Amerikan bir oyuncu var, onun için de şimdiye dek gördüğüm “ıstakayı en tasarruflu kullanan” oyuncu diyebilirim. İster avanta (ticky) atsın ister beş bant, sağ eli ıstaka gövdesinin ortasındadır. “Ziyan bir teknik, bu tutuşla kaliteli vuruşu rüyasında görür!” mü dediniz? Kendisi 2005 ABD Şampiyonu Sonny Cho, 1 ortalamanın epey üstündedir ve oyunu hem kudretli hem de hoştur. (Sonny Cho’nun tutuşuna göz atmak için: https://www.youtube.com/watch?v=C8_wsHUy1Nk)

Temkinli olmak adına şu anekdotu da aktarayım. Yetenekli fakat eksantrik John van der Stappen bir lig maçındaydı, o gün uzatma parçasına başvurmak durumunda kaldı, o parçayla üst üste üç atış sayı yaptı. “Bu iyi geldi,” dedi maçtan sonra. Birkaç hafta sonra kendisine özel, 160 santimlik özel bir ıstakayla çıkageldi. Tüm sezon o özel ıstakayla oynadı. 140 santimlik ıstakasıyla genel ortalaması 1,1’di, 160’lıkla kaç oldu dersiniz? Yine 1,1! Güney Amerika’daki Surinam’ın başkenti Paramaribo’nun en iyi oyuncusu şu an.

Esrarengiz yetenek Filipos “Nefis Titreşimler” Kasidokostas’tan söz etmedim bile. 2009 Dünya ve 2012 Avrupa Şampiyonu. O yaptığı şeyleri nasıl yapıyor, hiçbir zaman almayacak zavallı aklım.

(Kasidokostas’un başka bir "akıl almazlığı" için: https://hunkarbegenmedi.blogspot.com/search?q=kasidokostas)

Yine de şeytan dürtüyor, şu soruyu sor, diyor: “Eyvallah, bu oyuncular kendilerine has stilleriyle oyunlarını olabilecek en iyi yere götürdüler, ancak daha düzgün bir duruş ve daha geleneksel ıstaka tutuşuyla daha da güçlü olabilirler miydi?” Bakın, bu doğru bir önerme midir, emin değilim. Şuna ikna değilim ki kitabi bir duruş olsun, kopyalanıp çoğaltılsın da öğretilsin. Sanırım, duruş ve vuruş tekniği meselesi şahsi bir hadise, nihayetinde literatürün dediği değil vücudun ve beynin dediği oluyor.

Belki Kurt, Dave ve Sonny’den daha az derecededir, fakat çoğu oyuncu bir şekilde normlardan sapar, ya böyle icap etmektedir, bu oyunu bedenlerinin şekil ve işlevlerine uydurmaları lazımdır, ya da bireysel yeteneklerini sonuna kadar kullanmaları gerektiğinden. Hatta güçlerinin bir kısmı bu kural ihlallerine “rağmen” değil, tam da bu sapmaları “sayesindedir.”

Elbette kimseye ıstakasını Sonny Cho gibi tutmasını veya Kurt Ceulemans gibi durmasını tavsiye etmem. Ve, bana sorarlarsa şayet, asla bu iki oyuncuya da “Farklılıklarınızı düzleyin,” demem. Öğrencilerime gelince; onlara iyi gelen duruş neyse onu bulmalarını söylerim, benimkini kopyalamalarını değil. Çocuklara öğretmek… O farklı bir olay: Onlara yerleşik temelleri verirsiniz. Ayaklar buraya, eller şuraya, baş düzgün! Yarın müzik yapmaları için onlara en iyi şansı verecek temel: DO-RE-Mi. Sonra kendi tarzlarını kendileri geliştirirlerse (nitekim çoğu beceriyor) problem yok. Yok, bir yetişkinsiniz ve bu oyunu senelerce oynadınız ve bir sebepten bazı ayarlamalar yapmak zorunda hissediyorsunuz: Bunları ufak ufak ve zamana yayarak yapın. Aman katı olmayın: yoksa içinizdeki (sezgisel) hesap makinesi buna ayak uyduramaz. Aksi takdirde şüphe zehri damarlarınıza ve beyninize yıllarca musallat olur. Ne yazık ki buna şahit oldum, bedbaht bir şeydir bu.

Teknik noksanlar ne kadar zararlıdır? Veya şöyle soralım: Kusursuzdan aşağı bir teknikle oyununuzu ne kadar yukarı çekebilirsiniz? Belli mi olur, belki Semih Saygıner olursunuz (ki ıstaka tutuşu bariz bir şekilde “çarpık”tı) yahut da Marco Zanetti (onun da sağ eli hiçbir antrenörün zinhar önermeyeceği biçimde yatıktır). Bu oyunun en efsanevi vuruşu Saygıner de, bilardoya damgasını vurmuş Zanetti de bireyci, türünün tek örneği ve normlardan sapan sporculardır. İşin gerçeği, tıpkı bizim gibi. Aslında bunun bize söylediği şey şu: Oyununuzda bir kusur olsa bile sınırınız ancak gök kubbedir. Steffi Graf hayat kurtaracak bir teknikten yoksundu: raketinin tersiyle üst falso veremezdi, ama ne gam, parlak bir kariyeri oldu Alman tenisçinin. Büyük İspanyol golfçü Seve Ballesteros bütün başlangıç atışlarında rakiplerine yaklaşık 30 metre verirdi fakat neticede hepsini sollayan o olurdu.

Bu fotoğrafta görüldüğü gibi tutuşu "kitabi" değil, kendisine özgü. Istaka, vücudundan açık. Manen'in de vurgulayarak belirttiği gibi bilardo literatürüne armağan ettiği mucit sayılarını hep bu "çarpık" tutuşla yapmıştır. 7 yıllık aranın ardından bilardo müsabakalarına döndükten sonra ıstakasını gövdesine gitgide yaklaştırmıştır.—R.Ö  

Hâlâ bir oyuncuya öykünmekte ısrar ediyorsunuz, ve Semih veya Marco bile dört dörtlük, kitabi bir örnek teşkil etmiyorlar, e ne olacak, rol model kim alınacak? Benim önerim (şimdilerde PBA’ya transfer olan) Sung Won Choi olur. Zanetti bu sporun bütün departmanlarında onun önünde ve Choi, hiçbir zaman Saygıner gibi ağızları bir karış açıkta bırakacak atışlar yapmayacak. Tamam, ama duruş, tutuş, vuruş diyorsanız mükemmelliğe bela şekilde yakın olan o.

Güney Koreli Usta Sung Won Choi
Bir Choi değil misiniz? Steffi’yi, Semih’i ve Seve’yi unutmayın. Kusurlu iyidir. Kusurlu iş yapar!

Bert van Manen 

Çeviri: Rifat Özçöllü 

Yazının İngilizce orijinali için: https://www.carom.gr/reblog/one-size-fits-all/

26 Mayıs 2023 Cuma

120 GÜNDE DÜNYA BİLARDOSUNU SALLAYAN “TAYFUN” TAŞDEMİR KASIRGASI

Tayfun Taşdemir

Meşhur bilimkurgucu Jules Verne’e, roman karakterine dünyayı dolaştırmak için 80 gün yetmişti. Ve “80 Günde Devriâlem”i yazdı. Türkiye kaynaklı bir “Tayfun” kasırgası ise bilardo evrenini baştan sona kasıp kavurabilmek için fazladan sadece 40 gün istedi. Evet, 120 günde 3 bant bilardo evrenini sallayan Tayfun Taşdemir’den bahsediyorum. Kasım 2022’de Dünya Şampiyonu oldu. Mart 2023’te Dünya Kupası’nın Las Vegas Ayağı’nda şampiyon oldu. Yetmedi, sadece bir hafta sonra Semih Saygıner’le birlikte Milli Takımlar Dünya Şampiyonluğu’nu da kazandı!

Bazı sporlar bazı ülkelerle özdeşleşmiştir:

ABD’nin serbest, kelebek, kurbağalama stil fark etmez Michael Phelps’i ve yüzücüleri vardır.

Çin’in Kung Fu Panda’sının uçan tekmelerine ilaveten pingpong toplarına havada sersem taklalar attıran masa tenisçileri vardır. 

Genetik mi, doğal beslenme mi, azimli çalışma mı, yoksa egzotik doğalarındaki diğer canlılara kafa tutma dürtülerinden mi bilinmez Kenya’nın hep maratoncuları vardır.

Belki şaşıracaksınız, Almanya’nın üstünlüğünün tartışılmadığı spor biniciliktir. Diğer ekonomik dev Japonya’nınki ise judodur.

Sovyet döneminden beri güreşteki iddiasından hiç vazgeçmeyen Rusya satranç dâhilerinin de anayurdudur.

Bilardo da satranç gibi “fotoğraf ve bellek oyunu”. Bu çok sevdiğim tanım Türkiye’nin dünyadaki birçok bilardo markasından biri olan Lütfi Çenet’e ait. Avrupa’da ya da dünyada şampiyonluğa veya madalyaya sahip diğer markalar kimler mi? Yılmaz Özcan, Murat Naci Çoklu, Adnan Yüksel, Can Çapak, Birol Uymaz, Hacı Arap Yaman, Serdar Gümüş, Barış Cin, Tolgahan Kiraz, Ömer ve Berkay Karakurt, Burak Haşhaş, Denizcan Akkoca, Seymen Özbaş. Gelelim kadın sporculara: Eylül Kibaroğlu, Gülşen Degener, Burcu Kantar, Gülhan Günal, Güzin Müjde Karakaşlı…
Ve elbette hem Türkiye’de hem dünyada bir bilardo misyoneri Semih Saygıner!

Bir çırpıda bu kadar şampiyon sayabilme hakikati dururken yukarıda andığım ülke-spor ikililerine “Türkiye-bilardo”yu da eklemek Allah’ın emri olsa gerek. Her biri farklı tarz sahibi olan bu isimlere tek tek sayfa açmak lazım. Ancak burada sadece Tayfun Taşdemir’den ve onun bilardo evreninde Kasım 2022’den Mart 2023’e kadar estirdiği 120 günlük “Tayfun” kasırgasından bahsetmek istiyorum.

Varan 1: Bilardonun Yükselen Yeni Coğrafyası G. Kore’de Dünya Şampiyonluğu

İlk önce bilardoda herhangi bir kupada şampiyon olmanın ne anlama geldiğini soralım. Şu an dünya sıralamasındaki ilk 30 oyuncunun 20’den fazlasının ya Dünya Kupası Ayak Şampiyonluğu ya da Kıta veya Dünya Şampiyonluğu bulunuyor. Bazıları tek ıstakada 28 çekmek gibi kırılması zor rekorların sahibi. Bazıları hâlâ yaşayan efsane statüsünde, hem de hâlâ kupa kazanan cinsinden: Blomdahl, Jaspers, Caudron, Zanetti, Saygıner, Sanchez, Merckx. Oyun, Batı Avrupa menşeli. Ancak son yıllarda bilardo endüstrisinde de nüfuz sahibi Asya’nın salvoları var. Öyle ki büyük çoğunluğu son 15 senede olmak üzere G. Kore’nin Dünya Kupası Ayağı kazanmış 8 şampiyonu var! 1 şampiyon da Vietnam’dan. Örneğin, 1930’dan beri düzenlenen FIFA Dünya Kupası’nı tarih boyunca kazanan ülke sayısı yalnızca 8. Basketbolda ise bu sayı sadece 6… Yani uluslararası bilardo turnuvaları daha ‘son 32 turu’ndan itibaren yangın yeri! Yani yine futboldan gidersek, sadece İtalya, Brezilya, Arjantin, Almanya, Fransa ve İngiltere’nin klonlarından oluşan 32 rakibin kapıştığı bir turnuva hayal edin… İşte öyle bir ortam!

Tayfun Taşdemir’in yıllar geçtikçe oyununda güncellemelere ve revizyonlara gittiğini gördük. Kendisi dünyada ‘seri oyun’un büyük kompetanlarından biri olarak kabul ediliyor. Seri oyun, tek elde üst üste 8, 10, 15 ve üzeri sayı çekebilmek için birbirine ahenkle bağlanan doğurgan pozisyonlarla bir kompozisyon bütünü yaratmak demek. Kendisinin bu kompozisyonda oynayarak gayriresmî maçlarda 30’un üzerinde sayı çektiği de vaki. Ancak 30 senedir kırılmayı bekleyen resmî dünya seri rekoru 28! Ve Taşdemir bu oyun yordamıyla rekoru kırmaya aday gösterilen birkaç oyuncudan biri. Bununla birlikte, Taşdemir’in Dünya Şampiyonası’nda bu oyun tarzını esnettiğini gördük. Bu zorlu arenadan muzaffer çıkabilmek uğruna sıkıştığı anlarda çok kez artistik nitelikte sayı çözümlerine yöneldiğini gördük. İkinci göze çarpan nokta ise son viraj sendromuna hiç yakalanmamasıydı. Önceki yıllarda pek çok kez, 50 sayıda bitmesi gereken maçı 40’lara getirip sündürdüğünü hatta bu yüzden maç kaybettiğine de şahit oluyorduk. Ancak örneğin, son yılların alt edilmesi en zor oyuncusu Jaspers karşısında 50-47 biten yarı finalde kesinlikle tutukluk yapmadı. Finalde de öylesine odaklıydı ki İspanyalı rakibi Legazpi daha 15. sayıya varamamışken 15 ıstakada 50 sayıyı buldu. Turnuva sonunda Hollandalı bilardo tarihçisi Bert van Manen’le sohbetimizde o da benzer bir yorum yaptı: “Üst seviye bilardocunun hiç rijit olmaması, esnek ve adaptasyonunun kuvvetli olması, masada doğaçlama yapabilmesi gerekiyor. Hafta sonu bu silahların hepsi Tayfun’un belindeydi.” Nihayetinde, Türkiye’ye Semih Saygıner’in 2003’teki şampiyonluğunun ardından ikinci kez Dünya Şampiyonluğu’nu getirmiş oldu.

Varan 2: Kapitalizmin Bağrında, Las Vegas’ta Buruk Bir Star

Taşdemir daha Dünya Şampiyonluğu sevincine doyamamışken Türkiye 6 Şubat’ta kıyametvari bir deprem felakatiyle karşılaştı. Aslen Muşlu olan Taşdemir’in ise daha depremin üstünden bir ay bile geçmemişken 2 Mart’ta ABD’de bilardo masasının başında olması gerekiyordu. Sonuçta Las Vegas’taki Dünya Kupası’na “kazanacağım bir başarıyla en azından ufak bir teselli olabilir miyim ümidiyle” de gittiğini ifade etti. 1975 doğumlu Taşdemir bilardoya 18 yaşında Marmara Üniversitesi’nde İktisat öğrencisiyken başlamış. İlk defa bir bayram günü bayram harçlıklarıyla gittiği salonda almış ıstakayı eline. İktisat’tan mezun olmuş ama o günden beri bilardodan başka hiçbir iş yapmamış. Eşi her sabah arabasıyla bebeklerini kreşe, kocasını da tam 9’da salona teslim ediyor. Sonuçta ‘Hassasiyet Oyunları’ kategorisinde yer alıyor bilardo. Elinin soğumaması elzem. Ancak 5 Kasım doğumlu oyuncu akrep burcu ve duygusal anlamda da hassas bir mizaç taşıyor. Bilardoda başarıyı taşıyan en kritik kolonlar ise teknik bilgi, fotoğrafik hatta sinematik bir bellek, antrenman, odaklanma ve severek, keyif alarak oynama. Las Vegas’ta da bu kolonların hepsini sağlam tutan Taşdemir yarı finalde İtalyan dev Zanetti’yi, finalde de G. Koreli Haeng-Jik Kim’i mağlup ederek üçüncü Dünya Kupası Ayak Şampiyonluğu’nu elde etti. Kişi başı gayrisafi yurtiçi hasılası yaklaşık 80.000 dolarlık dünyanın en büyük ekonomisinde, kişi başı gayrisafi yurtiçi hasılası aşağı yukarı 10.000 dolarlık bir ülkenin “küresel bilardo starı” olarak herkese bilardo ziyafeti sundu. Maç sonunda bırakın ıstakasını, yumruğunu havalara kaldırmayı ülkesindeki trajedinin ağırlığıyla bir tebessüm dahi beliremedi yüzünde. Ama İstiklal Marşı’nı dinlerkenki burukluğuna en azından “ufak bir teselli olabildim” ferahlığı eşlik edebilmiş oldu. Hayat böyle işte, dünyada yüzlerce sporcunun hayalini süsleyip uğruna on yıllarca çalışılan kürsünün zirvesinde sızım sızım bir mahcubiyet hâli…  

Varan 3: Ve Milli Takımlarda Türkiye’nin 7. Dünya Şampiyonluğu

Las Vegas’tan sadece bir hafta sonra Semih Saygıner ve Tayfun Taşdemir’den oluşan Türkiye 3 Bant Milli Takımı Almanya’ya üst üste üçüncü Dünya Şampiyonluğu’nu kazanmak için uçacaktı. Hedef ‘hat trick’ yapmaktı. Aslında hat trick deyimi, sihirbazların el çabukluğuyla 3 aşamada şapkadan tavşan çıkarma numaralarından doğmuş. Gerçi Saygıner’in ‘Mr. Magic’ diye bir lakabı da var ve izleyene bazı sayılar sihir gibi geliyor da olabilir. Ancak bilardodaki mevzunun büyüyle, efsunla, üfürükçülükle hiç alakası yok. Nihayetinde oyuncular küresel cisimler olan toplarla yani fizikle ve de birbirine eşit iki kareden oluşan bir dikdörtgen masayla yani geometriyle meşguller.

Türkiye’ye bilardoda Milli Takım şampiyonluklarının ilk ikisi 2003 ve 2004’te Semih Saygıner & Tayfun Taşdemir takımıyla geliyor. 3. şampiyonluk 2010’da Murat Naci Çoklu & Adnan Yüksel takımından. 4’üncüsü 2011’de Tayfun Taşdemir & Lütfi Çenet takımıyla. 5’incisi 2019’da Lütfi Çenet ve Murat Naci Çoklu ustalarla. 6’ıncı gurur ise 2022’de Tayfun Taşdemir ve Can Çapak’a aitti. Yani, 2020 ve 2021’de Pandemi yüzünden bu şampiyona oynanmadığından son iki şampiyonluk Türkiye’nin elindeydi. Yani üçüncü defa iki sene üst üste şampiyonluk kazanılmıştı. Bu sefer şeytanın bacağı kırılıp hat trick yapılır mıydı?

Gerçekten de Milli Takım çeyrek finalde Nikos Polychronopoulos’lu Yunanistan’ı, yarı finalde Dick Jaspers’lı Hollanda’yı, finalde de Torbjörn Blomdahl’lı İsveç’i devirdi. Ve üst üste 3. kez toplamda da 7. Kez Dünya Şampiyonluğu’nu Türkiye Bilardo Federasyonu’nun müzesine götürmüş oldu. Bu şu demek oluyor ki Tayfun Taşdemir bu 7 şampiyonluğun 5’inde ter dökme gururunu yaşadı. Buna en çok sevinmeyi hak edenlerden biri Bilardo Federasyonu Başkanı Ersan Ercan’dır kuşkusuz. Bilardo, madalya koleksiyonunu her geçen yıl genişleterek hem ülkeyi yurtdışında temsil ediyor hem de Türkiye’deki popüler branşlardan biri olmaya doğru gidiyor.

Ülkelerin refah düzeyleri ve sportif başarılarıyla ilgili karşılaştırmalar, analizler yapar dururuz. Gayrisafi yurtiçi hasılası ilk 100’de bile olmayan Jamaika’nın Usain Bolt’unun 3 olimpiyat üst üste rekorlara ambargo koyması yıllarca gündemden düşmedi mesela. Aslında bu ülke-spor denklemlerini genel teorilerle açıklamak zor, her branşın kendine özgü koşulları var. Belki de ülkenin ‘diğer’ alanlardaki başarı açlığını bu sporlara yüklenerek telafi etme arzusu da rol oynuyordur. Sonuçta ülkenin uluslararası prestijini yükselten hadiseler bunlar. E demiştik bu işin sihirle, büyüyle alakası yok diye. Bu da herhalde sporun psikolojik yanlarından biri. Tamam, fizik, geometri, fotoğraf, bellek, psikoloji dedik. Peki, Tayfun Taşdemir ne diyor? Son sözleri işin ustasına bırakalım:

“Teknoloji, bilgi ve bilim dönemindeyiz. Bilardonun duayeni olan Raymond Ceulemans’ın şöyle bir sözü var: ‘Bilardo ilk önce bir kültürdür sonra spordur.’ Bilardoda matematiksel diyagramlar var. Bizzat bilimin kendisi bu spor. Hem sanatsal hem de bilimsel tarafları var. Gelişim anlamında bütün ailelere tavsiye ediyorum. Sporda herhangi bir yenilgide mazeret üretme vardır. Bizde öyle bir durum yok. Vurup sayı yapamadıysanız eğer yüzde 99,9 sizin hatanızdan dolayıdır. Bu oyunda maçtan sonra istisnasız her bilardocu gidip rakibinin elini sıkar. Eleştiriyi önce kendiniz yapıyorsunuz. Bu da sizin gelişmenizi sağlıyor. İşin psikolojik tarafını söylemek gerekirse; korku, heyecan ve egonuzla masada tek başınasınız. Topluluk önünde korku, heyecan ve stres yönetimi var. Sizin kendinizi anlattığınız ve karakterinizi yansıttığınız bir spor dalı. Kişisel gelişim olarak inanılmaz faydalı. Şiddetin hiç olmadığı sosyal bir ortam sağlıyor. Saygı, birliktelik ve paylaşım var.”

“Yetenekli ve zeki olmak bahşedilmiş bir şey. Asıl alkışlanması gereken çalışmak. Çünkü orada irade var, fedakârlık var. Biz çalışmayı alkışlamalıyız. Disiplini alkışlamalıyız.”

“Rakibin kötü oynaması veya zayıflığındansa iyi oynarken dahi ondan daha iyi olmak daha önemlidir.”

Not: "BİLARDO EVRENİ ARTIK İKİ KUTUPLU: UMB-PBA ÇAĞI" adlı yazım için: https://hunkarbegenmedi.blogspot.com/2023/05/bilardo-evreni-artik-iki-kutuplu-umb.html 

Rifat Özçöllü